Search engine for discovering works of Art, research articles, and books related to Art and Culture
ShareThis
Javascript must be enabled to continue!

Osmanlı Aydını Abdurrahmân el-Kevâkibî’nin (1854-1902) Saltanat Eleştirisi ve Din-Devlet Ayrımı

View through CrossRef
Bu çalışma, Osmanlı taşra aydınlarından Abdurrahmân el-Kevâkibî’nin (1854–1902) siyaset düşüncesini merkeze alarak, onun saltanat rejimine yönelik eleştirilerini ve bu eleştirilerin din-devlet ayrımı tartışmalarıyla olan ilişkisini incelemektedir. Kevâkibî, yaşadığı dönemde hem Osmanlı İmparatorluğu’nun hem de genel anlamda İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasî, toplumsal ve fikrî çözülmeyi analiz etmeye çalışmış; bu çözülmenin temel nedenini mutlakiyetçi saltanat sistemine bağlamıştır. Ona göre istibdat rejimi, sadece siyasî bir problem değil, aynı zamanda toplumun ahlâkî ve dinî dokusunu da tahrip eden yapısal bir sorundur. Kevâkibî, özellikle toplumsal sözleşmeyi temsil eden anayasal bir düzenin yokluğunu merkeze alarak, otoritenin sınırlarını ve meşruiyetini sorgulamış; yönetimin hem dinî hem de aklî temellerinin yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur. Kevâkibî’nin Ümmü’l-kurâ adlı eseri, dönemin Müslüman toplumlarının yaşadığı krizleri, geri kalmışlığın sebeplerini ve reform ihtiyacını kapsamlı bir şekilde ele alır. Burada yazar, İslam dünyasının içinde bulunduğu çözülmenin sadece dış etkilerle değil, içsel yozlaşma ve cehaletle de yakından ilişkili olduğunu iddia eder. Bu çözülmeden çıkışın yolu olarak dinin özüne dönmeyi, dinî düşüncenin sahih biçimde yeniden yorumlanmasını ve yönetim biçimlerinin adalet ilkesi üzerine bina edilmesini önerir. Buna karşılık Ṭabâʾiʿu’l-istibdâd ve meṣâriʿu’l-istiʿbâd adlı eserinde ise Kevâkibî, despotizmin doğasını, sebeplerini ve toplumsal yansımalarını tahlil eder. Bu eserde istibdadı, bir “ahlâkî hastalık” olarak tanımlayarak, toplumun bütün katmanlarına sirayet eden bir yozlaşma biçimi olarak görür. Onun iddialarına göre saltanat sistemi, halkın iradesini yok ettiği gibi, ilim ve din alanlarında da bağımsız düşüncenin önünü kesmiştir. Her ne kadar tarihî gerçekliği kuşkulu olsa da Kevâkibî’nin bu eleştirileri, Osmanlı modernleşme döneminin siyasal tartışmalarına ışık tutması bakımından önem taşımaktadır. II. Abdülhamid dönemindeki Osmanlı yönetimi onun eleştirilerinde önemli bir referans noktası oluştursa da Kevâkibî’nin iddialarını yalnızca Osmanlı karşıtlığı çerçevesinde değerlendirmek eksik olur. Zira Kevâkibî, kendi entelektüel imkânları ölçüsünde meseleyi İslam dünyası perspektifinden ele almaya çalışmış; dinî otoritenin siyasî iktidara tabi hale gelmesini İslam medeniyetinin gerilemesinin ana nedenlerinden biri olarak ileri sürmüştür. Modern literatürde Kevâkibî’nin din ve devlet ilişkisine dair görüşleri farklı biçimlerde yorumlanmıştır. George N. Atiyeh, Cân Dâye ve Eliezer Tauber gibi araştırmacılar, onun din ile devleti birbirinden ayırmayı savunduğunu, dolayısıyla seküler bir yaklaşım benimsediğini ileri sürmüşlerdir. Buna karşılık Itzchak Weismann ve bazı çağdaş araştırmacılar, bu tür yorumların Kevâkibî’nin dinî reformist yönünü göz ardı ettiğini, onun aslında dinin toplumsal hayat üzerindeki dönüştürücü rolünü korumaya çalıştığını vurgulamışlardır. Bu bağlamda çalışma, Kevâkibî’nin Ṭabâʾiʿu’l-istibdâd eksenindeki saltanat eleştirisini ortaya koyduktan sonra onun din-devlet ayrımı konusundaki yaklaşımlarını tartışmaktadır. Analizler, ideolojik tavırlar barındırmakla birlikte Kevâkibî’nin eleştirilerini sosyolojik gözleme ve tarihsel farkındalığa dayandırmaya çalıştığını göstermektedir. Sonuç olarak, Kevâkibî’nin seküler bir din-devlet ayrımı öngörmediği; aksine dinî düşünceyi ve toplumsal yaşantıyı yeniden canlandırabilmek için siyasî otorite ile istibdadın hizmetinde olduğunu düşündüğü âlimler tarafından temsil edilen dinî otorite arasına bilinçli bir mesafe koyduğu anlaşılmaktadır. Ona göre devletin dayandığı temel, bu dinî otorite değil, ilmî ve ahlâkî otorite olmalıdır. Bu yönüyle Kevâkibî, hem İslam siyaset düşüncesinde rasyonel ve ahlâk merkezli bir reform çağrısının temsilcisi, hem de modern dönemde dinî bilincin siyasal alanla ilişkisini yeniden tanımlamaya çalışan entelektüel bir figür olarak değerlendirilebilir.
Title: Osmanlı Aydını Abdurrahmân el-Kevâkibî’nin (1854-1902) Saltanat Eleştirisi ve Din-Devlet Ayrımı
Description:
Bu çalışma, Osmanlı taşra aydınlarından Abdurrahmân el-Kevâkibî’nin (1854–1902) siyaset düşüncesini merkeze alarak, onun saltanat rejimine yönelik eleştirilerini ve bu eleştirilerin din-devlet ayrımı tartışmalarıyla olan ilişkisini incelemektedir.
Kevâkibî, yaşadığı dönemde hem Osmanlı İmparatorluğu’nun hem de genel anlamda İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasî, toplumsal ve fikrî çözülmeyi analiz etmeye çalışmış; bu çözülmenin temel nedenini mutlakiyetçi saltanat sistemine bağlamıştır.
Ona göre istibdat rejimi, sadece siyasî bir problem değil, aynı zamanda toplumun ahlâkî ve dinî dokusunu da tahrip eden yapısal bir sorundur.
Kevâkibî, özellikle toplumsal sözleşmeyi temsil eden anayasal bir düzenin yokluğunu merkeze alarak, otoritenin sınırlarını ve meşruiyetini sorgulamış; yönetimin hem dinî hem de aklî temellerinin yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur.
Kevâkibî’nin Ümmü’l-kurâ adlı eseri, dönemin Müslüman toplumlarının yaşadığı krizleri, geri kalmışlığın sebeplerini ve reform ihtiyacını kapsamlı bir şekilde ele alır.
Burada yazar, İslam dünyasının içinde bulunduğu çözülmenin sadece dış etkilerle değil, içsel yozlaşma ve cehaletle de yakından ilişkili olduğunu iddia eder.
Bu çözülmeden çıkışın yolu olarak dinin özüne dönmeyi, dinî düşüncenin sahih biçimde yeniden yorumlanmasını ve yönetim biçimlerinin adalet ilkesi üzerine bina edilmesini önerir.
Buna karşılık Ṭabâʾiʿu’l-istibdâd ve meṣâriʿu’l-istiʿbâd adlı eserinde ise Kevâkibî, despotizmin doğasını, sebeplerini ve toplumsal yansımalarını tahlil eder.
Bu eserde istibdadı, bir “ahlâkî hastalık” olarak tanımlayarak, toplumun bütün katmanlarına sirayet eden bir yozlaşma biçimi olarak görür.
Onun iddialarına göre saltanat sistemi, halkın iradesini yok ettiği gibi, ilim ve din alanlarında da bağımsız düşüncenin önünü kesmiştir.
Her ne kadar tarihî gerçekliği kuşkulu olsa da Kevâkibî’nin bu eleştirileri, Osmanlı modernleşme döneminin siyasal tartışmalarına ışık tutması bakımından önem taşımaktadır.
II.
Abdülhamid dönemindeki Osmanlı yönetimi onun eleştirilerinde önemli bir referans noktası oluştursa da Kevâkibî’nin iddialarını yalnızca Osmanlı karşıtlığı çerçevesinde değerlendirmek eksik olur.
Zira Kevâkibî, kendi entelektüel imkânları ölçüsünde meseleyi İslam dünyası perspektifinden ele almaya çalışmış; dinî otoritenin siyasî iktidara tabi hale gelmesini İslam medeniyetinin gerilemesinin ana nedenlerinden biri olarak ileri sürmüştür.
Modern literatürde Kevâkibî’nin din ve devlet ilişkisine dair görüşleri farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
George N.
Atiyeh, Cân Dâye ve Eliezer Tauber gibi araştırmacılar, onun din ile devleti birbirinden ayırmayı savunduğunu, dolayısıyla seküler bir yaklaşım benimsediğini ileri sürmüşlerdir.
Buna karşılık Itzchak Weismann ve bazı çağdaş araştırmacılar, bu tür yorumların Kevâkibî’nin dinî reformist yönünü göz ardı ettiğini, onun aslında dinin toplumsal hayat üzerindeki dönüştürücü rolünü korumaya çalıştığını vurgulamışlardır.
Bu bağlamda çalışma, Kevâkibî’nin Ṭabâʾiʿu’l-istibdâd eksenindeki saltanat eleştirisini ortaya koyduktan sonra onun din-devlet ayrımı konusundaki yaklaşımlarını tartışmaktadır.
Analizler, ideolojik tavırlar barındırmakla birlikte Kevâkibî’nin eleştirilerini sosyolojik gözleme ve tarihsel farkındalığa dayandırmaya çalıştığını göstermektedir.
Sonuç olarak, Kevâkibî’nin seküler bir din-devlet ayrımı öngörmediği; aksine dinî düşünceyi ve toplumsal yaşantıyı yeniden canlandırabilmek için siyasî otorite ile istibdadın hizmetinde olduğunu düşündüğü âlimler tarafından temsil edilen dinî otorite arasına bilinçli bir mesafe koyduğu anlaşılmaktadır.
Ona göre devletin dayandığı temel, bu dinî otorite değil, ilmî ve ahlâkî otorite olmalıdır.
Bu yönüyle Kevâkibî, hem İslam siyaset düşüncesinde rasyonel ve ahlâk merkezli bir reform çağrısının temsilcisi, hem de modern dönemde dinî bilincin siyasal alanla ilişkisini yeniden tanımlamaya çalışan entelektüel bir figür olarak değerlendirilebilir.

Related Results

OSMANLI DEVLETİ’NİN İKAMET ELÇİLİĞİNE UYUM SÜRECİNDE MEHMED SAİD GALİB EFENDİ’NİN FRANSA ELÇİLİĞİ (1802-1803)
OSMANLI DEVLETİ’NİN İKAMET ELÇİLİĞİNE UYUM SÜRECİNDE MEHMED SAİD GALİB EFENDİ’NİN FRANSA ELÇİLİĞİ (1802-1803)
Kanuni Sultan Süleyman dönemi itibarıyla resmen başlamış olan Osmanlı-Fransız diplomatik ilişkileri, XVIII. yüzyıla kadar çoğunlukla Fransa’nın İstanbul’da bulunan elçileri vasıtas...
SIRA DIŞI BİR OSMANLI BÜROKRATI: KAPTAN-I DERYA SEYYİD ABDULLAH RAMİZ PAŞA (?-1813)
SIRA DIŞI BİR OSMANLI BÜROKRATI: KAPTAN-I DERYA SEYYİD ABDULLAH RAMİZ PAŞA (?-1813)
Kaptan-ı Derya Seyyid Abdullah Ramiz Paşa Kırım’ın köklü ulema ailelerinden birine mensuptur. Osmanlı Devleti’nin Ruslar karşısında aldığı ağır yenilgi sonrasında imzaladığı Küçük ...
XVIII. Yüzyılın Başlarında Edirne Şehrinin İdarecileri (1700-1725)
XVIII. Yüzyılın Başlarında Edirne Şehrinin İdarecileri (1700-1725)
Osmanlı Devleti, 3 kıtada hüküm sürmüş, içerisinde barındırdığı birçok farklı etnik köken ile sosyal ve ekonomik yapısı, askerî teşkilatı ve idari kurumlarıyla 6 asırdan fazla yaşa...
BALKAN SAVAŞLARI ÖNCESİNDE KARADAĞ’IN OSMANLI DEVLETİ ALEYHİNDEKİ FAALİYETLERİ: OSMANLI FİRARİLERİNİ DESTEKLEMESİ (1911-1912)
BALKAN SAVAŞLARI ÖNCESİNDE KARADAĞ’IN OSMANLI DEVLETİ ALEYHİNDEKİ FAALİYETLERİ: OSMANLI FİRARİLERİNİ DESTEKLEMESİ (1911-1912)
Karadağ’da ilk Osmanlı idaresi Fatih döneminde oluşturuldu. Bölgede Osmanlı idaresi uzun süre devam etti. 1878’de Berlin Kongresi’nde Karadağ, bağımsız bir devlet oldu. Bu dönemden...
Eflak ve Boğdan Voyvodalıklarının 1787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya Savaşlarındaki Rolleri
Eflak ve Boğdan Voyvodalıklarının 1787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya Savaşlarındaki Rolleri
Osmanlı Devleti 18. yüzyılda geçmişle güçlü bağlarına devam ederken gelişmelere ayak uydurmaya başlayarak modernleşme sürecine doğru yeni adımlar atmaktaydı. Avrupa devletleri için...
SADRİ MAKSUDİ ARSAL’IN DEVLET YAKLAŞIMI
SADRİ MAKSUDİ ARSAL’IN DEVLET YAKLAŞIMI
Bu çalışma, Sadri Maksudi Arsal’ın günümüze ulaşan eserleri ve fikirleri üzerinden yapılan bir analiz ile Arsal’ın Genel Devlet Teorisi ve Türk Devlet Teorisi’ni ortaya koymayı ama...
GERTRUD BÄUMER’NİN İSTANBUL SEYAHATİ (1918) VE OSMANLI KADIN HAREKETİ
GERTRUD BÄUMER’NİN İSTANBUL SEYAHATİ (1918) VE OSMANLI KADIN HAREKETİ
1908 yılında ilan edilen İkinci Meşrutiyet ile başlayan Osmanlı Devleti’nin son dönemine damga vuran özgürlük ve reform talepleri Osmanlı kadın hareketine olumlu katkı yaparak bu a...
Bir Siyasetname Olarak İdris-i Bitlisi’nin Kânûn-i Şâhenşâhî’si
Bir Siyasetname Olarak İdris-i Bitlisi’nin Kânûn-i Şâhenşâhî’si
Devlet yönetimi hakkında mühim bilgiler içeren siyasetnameler, bir devlet nasıl iyi yönetilir, devlet yöneticilerinde bulunması gereken vasıflar nelerdir sorularına yanıt veren öne...

Back to Top