Search engine for discovering works of Art, research articles, and books related to Art and Culture
ShareThis
Javascript must be enabled to continue!

Risâle fî is̱bâti’l-müfâriḳāt’ın Aidiyeti Üzerine Tahlil, Tahkik ve Tercüme

View through CrossRef
Bu çalışma, İslam felsefesinde Meşşai filozofların ortaya koydukları varlık anlayışı çerçevesinde kaleme alınmış bir eser olan Risâle fî is̱bâti’l-müfâriḳāt’ın aidiyet problemine odaklanmaktadır. Risale, literatürde hem Fârâbî’ye hem de İbn Sînâ’nın öğrencisi olan Behmenyâr b. Merzübân’a nispet edilmektedir. Bu kapsamda Fârâbî ve Behmenyâr’a açıkça nispeti belli olan yazma nüshalar tespit edilmiştir. Günümüzde risaleye atıfla yapılan çalışmalar ise bu durumdan habersiz görünmektedir. İşte bu nedenle makalenin öncelikli amacı, risalenin yazarını tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda, çalışma içerisinde risalenin tabakât literatüründe hangi isimle yer aldığı ve kimlere nispet edildiği incelenmektedir. Ayrıca çalışmada risalenin maddeden ayrık varlıkları ispat etme noktasında ortaya koyduğu iddialar ile risalenin olası yazarlarının felsefi anlayışları doğrultusunda ayrık varlıklar hakkındaki tutumları karşılaştırılmaktadır. İnceleme alanını ise risalede öne çıkan konu başlıkları oluşturmaktadır. Bu bağlamda, ilk olarak varlıkların nasıl sınıflandırıldığı ve yapılan tasnifin nasıl şekillendiği ele alınmaktadır. Zira bir filozofun varlık anlayışı, büyük oranda eserine yansıttığı varlık tasnifinden anlaşılabilmektedir. Ardından çalışmada bu tasnifin ilk illeti olarak vazedilen Tanrı kavramı incelenmektedir. Yine Tanrı kavramının ne şekilde ve hangi kavramlar üzerinden tanımlandığı, risalenin yazıldığı dönemi tespit etmemizde önemli bir ayrıntı sunmaktadır. Öyle ki risalede Tanrı’nın “Zorunlu Varlık” ile nitelendirilmesi ve onun varlığının ispat konusu edilip buna dair burhanlar getirilmesi, risalenin yazarının Fârâbî’den ziyade Behmenyâr olduğunu güçlendirmektedir. Nitekim Fârâbî’de Tanrı için “Zorunlu Varlık” gibi bir nitelemeye ve O’nun ispatına dair iddialara rastlanmaması, buna karşın Behmenyâr’ın meseleye bakış açısının risale ile neredeyse aynı olması söz konusu yaklaşımı desteklemektedir. Risalenin, İslam felsefesi içerisinde Meşşai ekolün bir ürünü olması sebebiyle inceleme sırasında öne çıkan ikinci kavram Faal Akıl’dır. Bu kapsamda risaledeki Faal Aklın, öteki ayrık akıllar içerisinde özel olmayan konumu aidiyet düğümünü çözen noktalardan bir diğerini oluşturmaktadır. Çalışmada ayrıntılı olarak izah edildiği üzere risalede Faal Aklın ay-üstü âlemdeki sayısı belirtilmeyen diğer akıllarla bir arada zikredilmesi Fârâbî’nin sudûr anlayışı ile uyumsuz görünmektedir. Zira Fârâbî felsefesinin özgün noktalarından birini Faal Aklın konumu ve görevi oluşturmaktadır. Bununla beraber onun yazdığı bir risaleye Faal Aklın bu özel konumunun yansımaması uzak bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Aksine risaledeki varlık tasnifinin İbn Sînâ sonrası ortaya çıktığı ifade edilmelidir. Dahası, risalede Faal Akıl'ın ele alınışı, özellikle de belirli sayıda faal aklın bulunmaması bakımından, Behmenyâr'ın görüşleriyle benzerlik taşımaktadır. Risalenin aidiyeti kapsamında incelenen bir diğer konu ise semâvî nefislerin ispatının nasıl temellendirildiği meselesidir. Bahusus risalede bu nefislerin varlıklarına delil olarak getirilen burhanın semâvî cisimlerin hareketleri üzerinden detaylandırılması ve bu hareketlerin ihtiyârî olarak nitelendirilmesi Fârâbî’nin eserlerinde yer almamaktadır. Buna karşın, Behmenyâr’ın ilgili kavram ve iddialarının risale ile oldukça benzer olduğu tespit edilmektedir. Son olarak insanî nefislerin, ayrık bir varlık olması ve bekası konusunda Fârâbî’nin kendisine özgü görüşlerini risalede görmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu çalışmada, risalenin beş temel konusu (Tanrı, varlık tasnifi, Faal Akıl, semâvî nefisler, insanî nefisler) ve içerisinde kullanılan kavramlar üzerinden spesifik noktalar incelenerek risale ile ilgili filozofların eserleri arasındaki uyum ya da uyumsuzluklar belirlenmektedir. Böylece eserin kimin tarafından kaleme alındığı tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bunun yanı sıra çalışmaya ek olarak risalenin edisyon kritiği İSAM tahkik esasları çerçevesinde okuyucuya sunulmakta, ayrıca metnin tercümesine de yer verilmektedir. Sonuç olarak, çalışmaya konu olan Risâle fî is̱bâti’l-müfâriḳāt’ın Behmenyâr’a ait Risâle fî merâtibi’l-mevcûdât isimli eser ile birebir aynı olduğu, bu bağlamda risalenin Fârâbî’den ziyade Behmenyâr’a atfedilmesinin doğru bir yaklaşım olacağı iddia edilmektedir.
Title: Risâle fî is̱bâti’l-müfâriḳāt’ın Aidiyeti Üzerine Tahlil, Tahkik ve Tercüme
Description:
Bu çalışma, İslam felsefesinde Meşşai filozofların ortaya koydukları varlık anlayışı çerçevesinde kaleme alınmış bir eser olan Risâle fî is̱bâti’l-müfâriḳāt’ın aidiyet problemine odaklanmaktadır.
Risale, literatürde hem Fârâbî’ye hem de İbn Sînâ’nın öğrencisi olan Behmenyâr b.
Merzübân’a nispet edilmektedir.
Bu kapsamda Fârâbî ve Behmenyâr’a açıkça nispeti belli olan yazma nüshalar tespit edilmiştir.
Günümüzde risaleye atıfla yapılan çalışmalar ise bu durumdan habersiz görünmektedir.
İşte bu nedenle makalenin öncelikli amacı, risalenin yazarını tespit etmektir.
Bu amaç doğrultusunda, çalışma içerisinde risalenin tabakât literatüründe hangi isimle yer aldığı ve kimlere nispet edildiği incelenmektedir.
Ayrıca çalışmada risalenin maddeden ayrık varlıkları ispat etme noktasında ortaya koyduğu iddialar ile risalenin olası yazarlarının felsefi anlayışları doğrultusunda ayrık varlıklar hakkındaki tutumları karşılaştırılmaktadır.
İnceleme alanını ise risalede öne çıkan konu başlıkları oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, ilk olarak varlıkların nasıl sınıflandırıldığı ve yapılan tasnifin nasıl şekillendiği ele alınmaktadır.
Zira bir filozofun varlık anlayışı, büyük oranda eserine yansıttığı varlık tasnifinden anlaşılabilmektedir.
Ardından çalışmada bu tasnifin ilk illeti olarak vazedilen Tanrı kavramı incelenmektedir.
Yine Tanrı kavramının ne şekilde ve hangi kavramlar üzerinden tanımlandığı, risalenin yazıldığı dönemi tespit etmemizde önemli bir ayrıntı sunmaktadır.
Öyle ki risalede Tanrı’nın “Zorunlu Varlık” ile nitelendirilmesi ve onun varlığının ispat konusu edilip buna dair burhanlar getirilmesi, risalenin yazarının Fârâbî’den ziyade Behmenyâr olduğunu güçlendirmektedir.
Nitekim Fârâbî’de Tanrı için “Zorunlu Varlık” gibi bir nitelemeye ve O’nun ispatına dair iddialara rastlanmaması, buna karşın Behmenyâr’ın meseleye bakış açısının risale ile neredeyse aynı olması söz konusu yaklaşımı desteklemektedir.
Risalenin, İslam felsefesi içerisinde Meşşai ekolün bir ürünü olması sebebiyle inceleme sırasında öne çıkan ikinci kavram Faal Akıl’dır.
Bu kapsamda risaledeki Faal Aklın, öteki ayrık akıllar içerisinde özel olmayan konumu aidiyet düğümünü çözen noktalardan bir diğerini oluşturmaktadır.
Çalışmada ayrıntılı olarak izah edildiği üzere risalede Faal Aklın ay-üstü âlemdeki sayısı belirtilmeyen diğer akıllarla bir arada zikredilmesi Fârâbî’nin sudûr anlayışı ile uyumsuz görünmektedir.
Zira Fârâbî felsefesinin özgün noktalarından birini Faal Aklın konumu ve görevi oluşturmaktadır.
Bununla beraber onun yazdığı bir risaleye Faal Aklın bu özel konumunun yansımaması uzak bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir.
Aksine risaledeki varlık tasnifinin İbn Sînâ sonrası ortaya çıktığı ifade edilmelidir.
Dahası, risalede Faal Akıl'ın ele alınışı, özellikle de belirli sayıda faal aklın bulunmaması bakımından, Behmenyâr'ın görüşleriyle benzerlik taşımaktadır.
Risalenin aidiyeti kapsamında incelenen bir diğer konu ise semâvî nefislerin ispatının nasıl temellendirildiği meselesidir.
Bahusus risalede bu nefislerin varlıklarına delil olarak getirilen burhanın semâvî cisimlerin hareketleri üzerinden detaylandırılması ve bu hareketlerin ihtiyârî olarak nitelendirilmesi Fârâbî’nin eserlerinde yer almamaktadır.
Buna karşın, Behmenyâr’ın ilgili kavram ve iddialarının risale ile oldukça benzer olduğu tespit edilmektedir.
Son olarak insanî nefislerin, ayrık bir varlık olması ve bekası konusunda Fârâbî’nin kendisine özgü görüşlerini risalede görmek mümkün değildir.
Dolayısıyla bu çalışmada, risalenin beş temel konusu (Tanrı, varlık tasnifi, Faal Akıl, semâvî nefisler, insanî nefisler) ve içerisinde kullanılan kavramlar üzerinden spesifik noktalar incelenerek risale ile ilgili filozofların eserleri arasındaki uyum ya da uyumsuzluklar belirlenmektedir.
Böylece eserin kimin tarafından kaleme alındığı tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Bunun yanı sıra çalışmaya ek olarak risalenin edisyon kritiği İSAM tahkik esasları çerçevesinde okuyucuya sunulmakta, ayrıca metnin tercümesine de yer verilmektedir.
Sonuç olarak, çalışmaya konu olan Risâle fî is̱bâti’l-müfâriḳāt’ın Behmenyâr’a ait Risâle fî merâtibi’l-mevcûdât isimli eser ile birebir aynı olduğu, bu bağlamda risalenin Fârâbî’den ziyade Behmenyâr’a atfedilmesinin doğru bir yaklaşım olacağı iddia edilmektedir.

Related Results

Antik Bilgelikten İslâm Felsefesine: Tercüme Hareketinin Serencamı
Antik Bilgelikten İslâm Felsefesine: Tercüme Hareketinin Serencamı
Bu çalışma, İslâm dünyasında 7. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar süren tercüme hareketinin tarihsel gelişimini ve bu sürecin İslâm düşüncesine etkilerini incelemektedir. Tercüme hareket...
Tercüme Kaygısı Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
Tercüme Kaygısı Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
Bu araştırmada Tercüme Kaygısı Ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Üniversitelerin İngilizce Öğretmenliği bölümünde öğrenim gören dördüncü sınıf öğrencileri b...
RİSĀLE-İ ĶOYÇILIĶ GİRİŞ-YAZI ÇEVİRİMİ-AKTARMA
RİSĀLE-İ ĶOYÇILIĶ GİRİŞ-YAZI ÇEVİRİMİ-AKTARMA
Türkistan sahasında on sekizinci yüzyıl ile yirminci yüzyıl arası dönemde yazıya geçirilen ve “risale” adıyla bilinen halk edebiyatı türüne ait metinler, yazıldıkları bölgelerde ko...
Kudüslü İbn Ebû Şerîf’in Kevser Sûresi Tefsiri’nin Tefsir Metodu Açısından Değerlendirilmesi
Kudüslü İbn Ebû Şerîf’in Kevser Sûresi Tefsiri’nin Tefsir Metodu Açısından Değerlendirilmesi
Kudüs’lü ulema bir aileye mensup olan İbn Ebû Şerîf (ö. 923/1517); Fıkıh, Hadis, Akaid, Tefsir ve Kıraat gibi alanlarda kitaplar yazmış çok yönlü bir âlimdir. Aynı zamanda Memlükle...
The Enigma of Tahlil Marriage on Global Moslem Society: A Case Study of Sasak Tribe in Lombok
The Enigma of Tahlil Marriage on Global Moslem Society: A Case Study of Sasak Tribe in Lombok
The phenomenon of Tahlil marriage, which the Sasak people call cine bute, is still an enigma, because the practice of this marriage is increasing every year and has different chara...
Risâle-i Merâsim-i Bektaşi Adlı Esere Göre Bektaşi Nasıl İkrar Verir?
Risâle-i Merâsim-i Bektaşi Adlı Esere Göre Bektaşi Nasıl İkrar Verir?
Bektaşiliğin Babagân kolundaki en önemli törenlerden biri, kişinin miracı olarak kabul edilen ikrar erkânıdır. Bektaşi inancına göre ikrar veren nasip alır. Yani manevi sırlara vak...
18. YÜZYIL OSMANLI DİPLOMASİSİNDE PROPAGANDA: TÂRİH-İ SEYYÂH “TERCÜME”Sİ VE DİPLOMATİK SÖYLEM
18. YÜZYIL OSMANLI DİPLOMASİSİNDE PROPAGANDA: TÂRİH-İ SEYYÂH “TERCÜME”Sİ VE DİPLOMATİK SÖYLEM
Bu makale on sekizinci yüzyıl Osmanlı diplomasisinde kitap tercümesi, basımı ve dağıtımını diplomatik söylem ve propaganda açısından ele almaktadır. Polonyalı bir Cizvit misyoneri ...

Back to Top