Search engine for discovering works of Art, research articles, and books related to Art and Culture
ShareThis
Javascript must be enabled to continue!

Cezayir Öykücülüğü ve Abdulhamid b. Hadduka’nın “el-Muğterib” İsimli Öyküsü

View through CrossRef
İnsanoğlunun, hislerini, duygularını ve fikirlerini aktarmada kullandığı ve yaşanmış veya kurgulanmış olayları anlatan bir nesir türü olan öykünün tarihi, günümüze çeşitli evreler geçirerek ulaşmış olsa da Antik Yunan’daki fabl ve kısa romanslara dayanmaktadır. Ancak bu tür, 19. yüzyılda Amerikan, Fransız ve Rus yazarların eserleriyle modern anlamda bir tür olabilmiştir. Bu yazarlar arasında Edgar Allen Poe (1809-1869), Guy de Maupassant (1850-1893), Nikolay Vaselyoviç Gogol (1809-1852) ve Anton Pavloviç Çehov (1860-1904) gibi yazarlar yer almaktadır. Giovanni Boccacci’nin (1313-1375) kaleme almış olduğu ‘Decamero Hikayeleri’ dünya edebiyatındaki ilk öykü olarak kabul edilmektedir. Alpphonse Daudet’in ‘Değirmenden Mektuplar’ isimli öyküsü de bu türün önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Türk edebiyatında ise Ahmet Mithat Efendi’nin ‘Lataif-i Rivayat’ı, Samipaşazade Sezai’nin ‘Küçük Şeyler’ adlı eserleri ile Ömer Seyfettin’in ve Halit Ziya Uşaklıgil’in eserleri ilkler arasında bulunmaktadır. Arap coğrafyasında ise öykü ve diğer edebi türler gerek siyasi gerek sosyal sebeplerden ötürü 19. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkmıştır. Bu türde kaleme alınmış olan ilk Arapça kısa öykü Mısırlı yazar Muhammed Teymur’un kaleme almış olduğu ‘Fi’l Kıtâr’ isimli kısa öyküsüdür. İlk olarak Mısır’da başlayan edebi hareketlilik Mehmet Ali Paşa’nın Batıya göndermiş olduğu öğrenciler sayesinde olmuştur. Daha sonra Mısırda başlayan bu edebi hareketlilik, Lübnan, Suriye ve Cezayir gibi Arap ülkelerinde de görülmüştür. Cezayir’de ortaya çıkan edebi türlerin ilklerinden kabul edilen kısa öykünün, tam olarak ne za-man ortaya çıktığı bilinmemekle beraber yaygın olan görüşe göre birinci dünya savaşından son-rası ile 1930 yılları arasında bu türdeki denemelerin yayımlandığı kabul edilmektedir. Cezayir bu zaman diliminde adeta bir kültürel buhranın içerisindedir. Ülkede yer alan sömürge güçleri de ülkede var olan kültürel ve siyasi çıkmazdan istifade etmiştir. Öyle ki sömürge güçleri Cezayir’i iş-gal etmelerinin ve bu ülkede bulunmalarının üzerinden yüz yıl kadar bir süre geçmiş olması hase-biyle Cezayir ulusal ve kültürel kimliğinin kaybolmasını kutlamaktaydı. Ülkenin tüm kademele-rinde nüfuzunu arttıran sömürge güçleri oluşturdukları kanunlarla ülke genelinde Fransızcayı yaygınlaştırma çabası içerisindeydi. Bu çabalar Fransızcanın daha çok konuşulmasına katkı sağ-lamıştır. Ancak bu durum ülkedeki edebi türlerin özellikle de öykü türünün geç bir vakitte doğ-masına neden olmuş ve gerek edebi anlamda gerek konuşma anlamında bir ikililik söz konusu olmuştur. Hal böyleyken ülkede öykü türünde Arapçılık ve Batıcılık akımları ortaya çıkmıştır. Bu akımlardan Arapçılık akımı “Bu milletin geleceği ancak geçmişinin ihya olduğu şeyle ihya olur” sloganını benimseyen ve birinci dünya savaşı sırasında halkın İslami ve ulusal duygularını hareke-te geçiren Müslüman Âlimler Cemiyeti’nin tesisiyle ortaya çıkmıştır. Bu akımın öncüleri Arapça-nın tüm Cezayir kültürüne tam anlamıyla sirayet etmesi için birçok kültürel faaliyetler icra etmiş-lerdir. Batıcılık akımı ise kültürel gelişme anlamında daha çok Fransızca dilini tercih eden kişile-rin bulunduğu ve ülkede Fransızcanın yaygın olmasından dolayı çok hızlı bir şekilde yayılmış olan bir akımdır. Modern Cezayir’de sömürge güçlerinin faaliyetleri ve çeşitli sebeplerden ötürü öykü ve roman gibi edebi türler diğer Arap ülkelerine kıyasla geç bir vakitte ortaya çıkmıştır. Bu iki türün önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Abdulhamid b. Hadduka 9 Ocak 1925 tarihinde Cezayir’de doğmuş ve 1996 yılında aynı yerde vefat etmiştir. Abdulhamid b. Hadduka eserlerinde kullanmış olduğu kendisine has üslubuyla son derece başarılı bir öykü ve roman yazarı olmuştur. Genellikle göç, sevgi, evlilik, intihar ve boşanma gibi içtimai konuları işleyerek Fransız sömürgesinin Cezayir toplumu üzerinde bıraktığı sosyal ve psikolojik sıkıntıları eserlerinde sıklıkla yer vermiştir. Bu makalede ele alınan “Göçmen” isimli öyküde de yazar Cezayir’ den Fransa’ya bir lokanta açma hayaliyle giden Mevlüt adlı ana karakterin başından geçen olayları ve uğramış olduğu haksızlıkları gerçekçi bir üslupla dile getirmiştir. Birçok edebi anlatım tekniğinin bir arada kullanıldığı bu öyküde anlatım dili, olay örgüsünün kuruluşu ve yer yer betimlemelere ve şiirsel ifadelere yer vermiş olmasıyla usta bir öykücü olduğunu kanıtlamıştır. Çalışmanın konusunu bu bakımdan esas olarak Cezayir öykücülüğü, Abdulhamid b. Hadduka’nın hayatı, eserleri, edebi kişiliği ve “Göçmen” isimli öyküsünün tahlili oluşturmaktadır.
Marife Dini Arastirmalar Dergisi
Title: Cezayir Öykücülüğü ve Abdulhamid b. Hadduka’nın “el-Muğterib” İsimli Öyküsü
Description:
İnsanoğlunun, hislerini, duygularını ve fikirlerini aktarmada kullandığı ve yaşanmış veya kurgulanmış olayları anlatan bir nesir türü olan öykünün tarihi, günümüze çeşitli evreler geçirerek ulaşmış olsa da Antik Yunan’daki fabl ve kısa romanslara dayanmaktadır.
Ancak bu tür, 19.
yüzyılda Amerikan, Fransız ve Rus yazarların eserleriyle modern anlamda bir tür olabilmiştir.
Bu yazarlar arasında Edgar Allen Poe (1809-1869), Guy de Maupassant (1850-1893), Nikolay Vaselyoviç Gogol (1809-1852) ve Anton Pavloviç Çehov (1860-1904) gibi yazarlar yer almaktadır.
Giovanni Boccacci’nin (1313-1375) kaleme almış olduğu ‘Decamero Hikayeleri’ dünya edebiyatındaki ilk öykü olarak kabul edilmektedir.
Alpphonse Daudet’in ‘Değirmenden Mektuplar’ isimli öyküsü de bu türün önemli örnekleri arasında yer almaktadır.
Türk edebiyatında ise Ahmet Mithat Efendi’nin ‘Lataif-i Rivayat’ı, Samipaşazade Sezai’nin ‘Küçük Şeyler’ adlı eserleri ile Ömer Seyfettin’in ve Halit Ziya Uşaklıgil’in eserleri ilkler arasında bulunmaktadır.
Arap coğrafyasında ise öykü ve diğer edebi türler gerek siyasi gerek sosyal sebeplerden ötürü 19.
yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkmıştır.
Bu türde kaleme alınmış olan ilk Arapça kısa öykü Mısırlı yazar Muhammed Teymur’un kaleme almış olduğu ‘Fi’l Kıtâr’ isimli kısa öyküsüdür.
İlk olarak Mısır’da başlayan edebi hareketlilik Mehmet Ali Paşa’nın Batıya göndermiş olduğu öğrenciler sayesinde olmuştur.
Daha sonra Mısırda başlayan bu edebi hareketlilik, Lübnan, Suriye ve Cezayir gibi Arap ülkelerinde de görülmüştür.
Cezayir’de ortaya çıkan edebi türlerin ilklerinden kabul edilen kısa öykünün, tam olarak ne za-man ortaya çıktığı bilinmemekle beraber yaygın olan görüşe göre birinci dünya savaşından son-rası ile 1930 yılları arasında bu türdeki denemelerin yayımlandığı kabul edilmektedir.
Cezayir bu zaman diliminde adeta bir kültürel buhranın içerisindedir.
Ülkede yer alan sömürge güçleri de ülkede var olan kültürel ve siyasi çıkmazdan istifade etmiştir.
Öyle ki sömürge güçleri Cezayir’i iş-gal etmelerinin ve bu ülkede bulunmalarının üzerinden yüz yıl kadar bir süre geçmiş olması hase-biyle Cezayir ulusal ve kültürel kimliğinin kaybolmasını kutlamaktaydı.
Ülkenin tüm kademele-rinde nüfuzunu arttıran sömürge güçleri oluşturdukları kanunlarla ülke genelinde Fransızcayı yaygınlaştırma çabası içerisindeydi.
Bu çabalar Fransızcanın daha çok konuşulmasına katkı sağ-lamıştır.
Ancak bu durum ülkedeki edebi türlerin özellikle de öykü türünün geç bir vakitte doğ-masına neden olmuş ve gerek edebi anlamda gerek konuşma anlamında bir ikililik söz konusu olmuştur.
Hal böyleyken ülkede öykü türünde Arapçılık ve Batıcılık akımları ortaya çıkmıştır.
Bu akımlardan Arapçılık akımı “Bu milletin geleceği ancak geçmişinin ihya olduğu şeyle ihya olur” sloganını benimseyen ve birinci dünya savaşı sırasında halkın İslami ve ulusal duygularını hareke-te geçiren Müslüman Âlimler Cemiyeti’nin tesisiyle ortaya çıkmıştır.
Bu akımın öncüleri Arapça-nın tüm Cezayir kültürüne tam anlamıyla sirayet etmesi için birçok kültürel faaliyetler icra etmiş-lerdir.
Batıcılık akımı ise kültürel gelişme anlamında daha çok Fransızca dilini tercih eden kişile-rin bulunduğu ve ülkede Fransızcanın yaygın olmasından dolayı çok hızlı bir şekilde yayılmış olan bir akımdır.
Modern Cezayir’de sömürge güçlerinin faaliyetleri ve çeşitli sebeplerden ötürü öykü ve roman gibi edebi türler diğer Arap ülkelerine kıyasla geç bir vakitte ortaya çıkmıştır.
Bu iki türün önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Abdulhamid b.
Hadduka 9 Ocak 1925 tarihinde Cezayir’de doğmuş ve 1996 yılında aynı yerde vefat etmiştir.
Abdulhamid b.
Hadduka eserlerinde kullanmış olduğu kendisine has üslubuyla son derece başarılı bir öykü ve roman yazarı olmuştur.
Genellikle göç, sevgi, evlilik, intihar ve boşanma gibi içtimai konuları işleyerek Fransız sömürgesinin Cezayir toplumu üzerinde bıraktığı sosyal ve psikolojik sıkıntıları eserlerinde sıklıkla yer vermiştir.
Bu makalede ele alınan “Göçmen” isimli öyküde de yazar Cezayir’ den Fransa’ya bir lokanta açma hayaliyle giden Mevlüt adlı ana karakterin başından geçen olayları ve uğramış olduğu haksızlıkları gerçekçi bir üslupla dile getirmiştir.
Birçok edebi anlatım tekniğinin bir arada kullanıldığı bu öyküde anlatım dili, olay örgüsünün kuruluşu ve yer yer betimlemelere ve şiirsel ifadelere yer vermiş olmasıyla usta bir öykücü olduğunu kanıtlamıştır.
Çalışmanın konusunu bu bakımdan esas olarak Cezayir öykücülüğü, Abdulhamid b.
Hadduka’nın hayatı, eserleri, edebi kişiliği ve “Göçmen” isimli öyküsünün tahlili oluşturmaktadır.

Related Results

Frankofon Cezayir Edebiyatında Bir Tarihsel Roman Örneği: Dounia
Frankofon Cezayir Edebiyatında Bir Tarihsel Roman Örneği: Dounia
Frankofon Cezayir Edebiyatı’nın dikkat çeken kadın yazarları arasında yer alan Fatima Bakhaï, yapıtlarında genellikle Cezayir tarihinin belirli bir dönemini kaleme alır. 1995 yılın...
Fatima Bakhaï'nin Dounia Adlı Romanında Osmanlı İmparatorluğu Dönemindeki Cezayi
Fatima Bakhaï'nin Dounia Adlı Romanında Osmanlı İmparatorluğu Dönemindeki Cezayi
Frankofon Cezayir Edebiyatı’nın gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de üzerinde çok az çalışılan yazarları arasında yer alan Fatima Bakhaï Dounia adlı kurgusal yapıtını 1995 yılında ya...
Mâzerî’nin Usûl Anlayışı Üzerine
Mâzerî’nin Usûl Anlayışı Üzerine
Mâzerî et-Temimî (ö. 536/1141) Endülüs’ün düşmesinden önce Kuzey Afrika’da yaşamış son fakihlerdendir. Malikî fıkhının usûl-i fıkıh yapısının oluşumunda önemli dönüm noktası olarak...
SULTAN HÜSEYİN BAYKARA DÖNEMİ DERVİŞ ALİ İSYANI (1492-1493)
SULTAN HÜSEYİN BAYKARA DÖNEMİ DERVİŞ ALİ İSYANI (1492-1493)
Sultan Hüseyin Baykara (1438-1506), Timurlu devletinin kurucusu Emir Timur’un haleflerinden olup, Timurluların Horasan’daki (1469-1506) son hükümdarıdır. Sultan Hüseyin Baykara’nın...
Editorial
Editorial
Editorial     Dr. Marco Espinoza Alvarado Universidad de Chile ORCID:  https://orcid.org/0000-0002-0568-0661     Dra. Andrea Lizasoain Universidad Austral de Chile ORCID:...
ÇANKIRI YARAN SOHBETLERİNDE SÖZLÜ OLARAK İCRA EDİLEN CEZAYİR TÜRKÜSÜ ÜZERİNE BİR İNCELEME
ÇANKIRI YARAN SOHBETLERİNDE SÖZLÜ OLARAK İCRA EDİLEN CEZAYİR TÜRKÜSÜ ÜZERİNE BİR İNCELEME
Bu çalışmada; öncelikle tarihsel bağlamda Cezayir’in işgali ele alınarak, Çankırı’da ve Anadolu’da görülen sözel/ezgisel yansımaları araştırılmıştır. Anadolu’daki diğer benzerlerin...
Yeni Avrupa’nın İnşası Sürecinde Avrupa-Atlantik Güçlerinin ve Rusya Federasyonu’nun Ukrayna Politikaları
Yeni Avrupa’nın İnşası Sürecinde Avrupa-Atlantik Güçlerinin ve Rusya Federasyonu’nun Ukrayna Politikaları
Yeni Avrupa’nın inşası süreci Mayıs 1989’da Washington’un tam, özgür ve barış halinde bir kıta oluşturma çağrısıyla başlamıştır. Aynı yıl, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından W...
HAKAN-I SABIK'TAN HAKAN-I MAĞFUR’A: II. ABDÜLHAMİD'İN ÖLÜMÜNÜN YERLİ VE YABANCI GAZETELERDEKİ YANSIMALARI
HAKAN-I SABIK'TAN HAKAN-I MAĞFUR’A: II. ABDÜLHAMİD'İN ÖLÜMÜNÜN YERLİ VE YABANCI GAZETELERDEKİ YANSIMALARI
Osmanlı Devleti’nin en uzun süre tahtta kalan padişahlarından biri olan II. Abdülhamid, yaklaşık otuz üç yıl devam eden saltanatının ardından 1909'da tahttan indirildi. Saltanatı b...

Back to Top