Search engine for discovering works of Art, research articles, and books related to Art and Culture
ShareThis
Javascript must be enabled to continue!

Edebiyat, Tarih ve Hadis Üçgeninde Bir Siyâsetnâme Olarak Âdâbü’l-ḥarb ve’ş-şecâʿa

View through CrossRef
Fahreddin Mübârek Şah (Fahr-i Müdebbir) tarafından 7./13. yüzyılın başlarında Delhi Sultanı İltutmuş’a sunulmak üzere kaleme alınan Âdâbü’l-ḥarb ve’ş-şecâʿa, orta çağ savaş sanatı üzerine son derece zengin bilgiler içerir. Ordu teşkilatlanması ve savaş stratejilerine dair bütün zenginliğine rağmen eser, kurgusu ve yöntemi itibariyle tamamen orta çağ siyâsetnâme literatürüne aittir. Ne var ki, bir siyâsetnâme olarak fazla incelenmemiştir. Bu çalışma, eserin İslâm siyaset düşüncesindeki yerini tartışmaktan ziyade, eserin kaynaklarını ve metin inşa yöntemini politik ve kişisel bağlamı üzerinden değerlendirmeye odaklanmıştır. Nitekim siyâsetnamelerde sıklıkla görüldüğü üzere, müellif ahlakî nasihatlerden oluşan argümanlarını desteklemek için kıssalar ve tarihi anekdotlar kullanmıştır. Aynı amaçla kullanılan hadislerin hacmi ise eseri diğer siyâsetnâmelerden ayrıştırmaktadır. Karşılaştırmalı okumalarla tespit ettiğimiz üzere, eserin kaynaklarını büyük oranda önceki türdeşleri ile daha önce hiç değinilmemiş hadis derlemeleri oluşturmaktadır. Ancak iktibas ve uyarlamalarında yoğun bir müellif tasarrufu bulunmaktadır. Alıntılanan ve üretilen anekdotlar çoğu zaman tarihi olay ve kişileri konu ediniyorsa da özgün olmayan bu aktarımlar, genellikle “menkıbeleştirilmiş” olup çağdaş yazılı kaynakları tarafından doğrulanamamaktadır. Hadis kullanımında da benzer bir tutum mevcuttur. Hz. Peygamber’e ait olmayan sözlerin ona nispeti, rivayetlere doğrudan ya da yorumlar üzerinden dolaylı müdahale gibi birçok tasarrufu tespit edilmiştir. Müellifin yeterli müktesebata sahip olmasına rağmen araçsallaştırdığı hadislerin daha ziyade geç dönemde halkın faydalanması için telif edilen ve içerdiği rivayetlerin sıhhati konusunda eleştirilen eserlerden alındığı tespit edilmiştir. Başta Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin (ö. 373/983) Tenbîhu’l-gâfilîn adlı eseri olmak üzere zühd / ahlak temalı popüler eserler ile bazı eski siyâsetnâmeler, eserin sadece içeriğini değil kurgusunu etkilemiş gibi görünmektedir. Eserin muhtevasını ve üslubunu etkileyen bir diğer önemli husus ise hiç şüphesiz müellifin yaşadığı coğrafyanın politik çalkantılarıdır. Dolayısıyla eserin yazılışı, müellifin aile bağları ile bağlı olduğu Gazneliler’in çöküşü, Gûrlular’ın hızlı yükselişi ve nihayetinde Kuzey Hindistan’da Müslüman bir Türk devleti olarak kurulan Delhi Sultanlığı’nın teşekkül sürecinden bağımsız değildir. Kadınların idareciliğine karşı negatif tutumunu, kaynağı müphem hadislerle desteklemeye çalışmış olması Sultan İltutmuş’un ardından tahta kızı Raziye Begüm’ün çıkmasıyla yakından ilişkilidir. Hadisler ve kıssalar üzerindeki bazı tasarrufları ile üslup tercihleri müellifin açıkça Şiîliğe bir temayülünün bulunduğunu da göstermektedir. Ancak bu bağlamda en önemli etken, Hind sathındaki tüm askerî başarıları ve Moğol yayılmacılığı nedeniyle yaşanan büyük göçe rağmen, Müslüman Türk nüfusun Kuzey Hindistan’da azınlıkta kalmış olmasıdır. Fahr-i Müdebbir ve çağdaşlarının halkın sevebileceği İslâm tarihinden örnekler içeren kıssaları ve hadisleri içeren hacimli eserleri yine halkın anlayabileceği bir dille kaleme almış olması, himayedarları Delhi Sultanlığı’nın gündeminden hiç düşmeyen bu nüfus sorununa karşı kültürel bir atılımla cevap vermek istemiş olmasının sonucu gibi görünmektedir. Çağdaş Sanskrit kaynaklardaki Müslüman-Türk imajı ve sultanlığın bilhassa bölgenin Müslümanlaşmasında önemli rol oynayan Çiştiyye mutasavvıflarıyla ilişkisinin mahiyeti de bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Bütün bu unsurlar mezkur eserin siyâsetnâme edebiyatına dahil olduğunu ve tarihsel değerinin bu husus ile değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Title: Edebiyat, Tarih ve Hadis Üçgeninde Bir Siyâsetnâme Olarak Âdâbü’l-ḥarb ve’ş-şecâʿa
Description:
Fahreddin Mübârek Şah (Fahr-i Müdebbir) tarafından 7.
/13.
yüzyılın başlarında Delhi Sultanı İltutmuş’a sunulmak üzere kaleme alınan Âdâbü’l-ḥarb ve’ş-şecâʿa, orta çağ savaş sanatı üzerine son derece zengin bilgiler içerir.
Ordu teşkilatlanması ve savaş stratejilerine dair bütün zenginliğine rağmen eser, kurgusu ve yöntemi itibariyle tamamen orta çağ siyâsetnâme literatürüne aittir.
Ne var ki, bir siyâsetnâme olarak fazla incelenmemiştir.
Bu çalışma, eserin İslâm siyaset düşüncesindeki yerini tartışmaktan ziyade, eserin kaynaklarını ve metin inşa yöntemini politik ve kişisel bağlamı üzerinden değerlendirmeye odaklanmıştır.
Nitekim siyâsetnamelerde sıklıkla görüldüğü üzere, müellif ahlakî nasihatlerden oluşan argümanlarını desteklemek için kıssalar ve tarihi anekdotlar kullanmıştır.
Aynı amaçla kullanılan hadislerin hacmi ise eseri diğer siyâsetnâmelerden ayrıştırmaktadır.
Karşılaştırmalı okumalarla tespit ettiğimiz üzere, eserin kaynaklarını büyük oranda önceki türdeşleri ile daha önce hiç değinilmemiş hadis derlemeleri oluşturmaktadır.
Ancak iktibas ve uyarlamalarında yoğun bir müellif tasarrufu bulunmaktadır.
Alıntılanan ve üretilen anekdotlar çoğu zaman tarihi olay ve kişileri konu ediniyorsa da özgün olmayan bu aktarımlar, genellikle “menkıbeleştirilmiş” olup çağdaş yazılı kaynakları tarafından doğrulanamamaktadır.
Hadis kullanımında da benzer bir tutum mevcuttur.
Hz.
Peygamber’e ait olmayan sözlerin ona nispeti, rivayetlere doğrudan ya da yorumlar üzerinden dolaylı müdahale gibi birçok tasarrufu tespit edilmiştir.
Müellifin yeterli müktesebata sahip olmasına rağmen araçsallaştırdığı hadislerin daha ziyade geç dönemde halkın faydalanması için telif edilen ve içerdiği rivayetlerin sıhhati konusunda eleştirilen eserlerden alındığı tespit edilmiştir.
Başta Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin (ö.
373/983) Tenbîhu’l-gâfilîn adlı eseri olmak üzere zühd / ahlak temalı popüler eserler ile bazı eski siyâsetnâmeler, eserin sadece içeriğini değil kurgusunu etkilemiş gibi görünmektedir.
Eserin muhtevasını ve üslubunu etkileyen bir diğer önemli husus ise hiç şüphesiz müellifin yaşadığı coğrafyanın politik çalkantılarıdır.
Dolayısıyla eserin yazılışı, müellifin aile bağları ile bağlı olduğu Gazneliler’in çöküşü, Gûrlular’ın hızlı yükselişi ve nihayetinde Kuzey Hindistan’da Müslüman bir Türk devleti olarak kurulan Delhi Sultanlığı’nın teşekkül sürecinden bağımsız değildir.
Kadınların idareciliğine karşı negatif tutumunu, kaynağı müphem hadislerle desteklemeye çalışmış olması Sultan İltutmuş’un ardından tahta kızı Raziye Begüm’ün çıkmasıyla yakından ilişkilidir.
Hadisler ve kıssalar üzerindeki bazı tasarrufları ile üslup tercihleri müellifin açıkça Şiîliğe bir temayülünün bulunduğunu da göstermektedir.
Ancak bu bağlamda en önemli etken, Hind sathındaki tüm askerî başarıları ve Moğol yayılmacılığı nedeniyle yaşanan büyük göçe rağmen, Müslüman Türk nüfusun Kuzey Hindistan’da azınlıkta kalmış olmasıdır.
Fahr-i Müdebbir ve çağdaşlarının halkın sevebileceği İslâm tarihinden örnekler içeren kıssaları ve hadisleri içeren hacimli eserleri yine halkın anlayabileceği bir dille kaleme almış olması, himayedarları Delhi Sultanlığı’nın gündeminden hiç düşmeyen bu nüfus sorununa karşı kültürel bir atılımla cevap vermek istemiş olmasının sonucu gibi görünmektedir.
Çağdaş Sanskrit kaynaklardaki Müslüman-Türk imajı ve sultanlığın bilhassa bölgenin Müslümanlaşmasında önemli rol oynayan Çiştiyye mutasavvıflarıyla ilişkisinin mahiyeti de bu ihtimali kuvvetlendirmektedir.
Bütün bu unsurlar mezkur eserin siyâsetnâme edebiyatına dahil olduğunu ve tarihsel değerinin bu husus ile değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Related Results

Halîfe b. Hayyât’ın Tarih Yazıcılığı Metodu
Halîfe b. Hayyât’ın Tarih Yazıcılığı Metodu
Halîfe b. Hayyât (ö. 240/854-55) Abbâsî döneminde yaşamış bir tarihçi-muhaddistir. Kaynaklarda hadisçiliğinden ziyade tarih ve nesep ilmindeki yetkinliğine atıflar bulunmaktadır. K...
A risky journey for Break-Induced Replication
A risky journey for Break-Induced Replication
Break Induced Replication (BIR) is one of the homologous recombination pathways to repair DNA double strand breaks. BIR plays important roles in main- taining genomic integrity. Fo...
PENYELESAIAN HADIS MUKHTALIF TENTANG PENYAKIT YANG TERTULAR, JUNUB DAN ZIARAH KUBUR
PENYELESAIAN HADIS MUKHTALIF TENTANG PENYAKIT YANG TERTULAR, JUNUB DAN ZIARAH KUBUR
Hadis merupakan sumber utama pedoman hidup setelah al-Qur’an. Berdasarkan faktanya tidak semua hadis bersumber dari Rasulullah, pasal ini dilihat dari konteks sejarah perkembangann...
Ayrılık da Sevdaya Dahil: Özgür Bırakın
Ayrılık da Sevdaya Dahil: Özgür Bırakın
Bu kitap, iki yazarın ortak belleğinden süzülen; edebiyat, psikoloji ve varoluş düşüncesinin kesişim noktasında duran editöryel bir yüzleşmedir. Biz bu kitabı yazarken bir “hikâye ...
Mâtürîdîlerde İmanda Açıklık
Mâtürîdîlerde İmanda Açıklık
Bu araştırma Mâtürîdîlerin iman alanındaki temel görüş ve kabullerine dayanarak, bu anlayışın imanı örtülü, kapalı bir temelde ele almaya imkân verip vermediğini tartışmaktadır. İm...
TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİNDE TARİH EĞİTİMİ TARTIŞMALARI (1963-1978)
TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİNDE TARİH EĞİTİMİ TARTIŞMALARI (1963-1978)
Tarih disiplini, insanlara geçmişle ilgili bilgi sunmasından kaynaklı hemen her dönem değer gören bir alan olmuştur. Sosyal ve siyasi pek çok konu vasıtasıyla insanlar ve toplumlar...
Kelâm İlminin Yeniden İnşası Bağlamında Fazlur Rahman’ın Kelâm Eleştirisi
Kelâm İlminin Yeniden İnşası Bağlamında Fazlur Rahman’ın Kelâm Eleştirisi
İslam düşüncesinde Uṣûlü’d-dîn olarak ifade edilen Kelâm ilmi, inşâî bir ilim olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla Kelâm ilmi, teorik anlamda başlangıç olduğu gibi aynı zamanda sos...
Nîşâbur Muhaddislerinin Hadis İlmine Katkıları
Nîşâbur Muhaddislerinin Hadis İlmine Katkıları
Merv, Herât ve Belh ile birlikte Horasan’ın dört büyük şehrinden biri olan Nîşâbur, İslâm’ın geldiği sıralarda küçük bir kasaba iken sonrasında yaşadığı gelişme ortamı ile birlikte...

Back to Top