Javascript must be enabled to continue!
Molla Câmî’nin A‘yân-ı Sâbite Anlayışı Bağlamında Kazâ-Kader, İnsan Fiilleri ve Yaratılış
View through CrossRef
Bu çalışmanın amacı, tasavvuf düşüncesinin önemli yorumcularından biri olan Molla Câmî’nin a‘yân-ı sâbite anlayışını ortaya koymak ve bu kavramın kazâ-kader, insan fiilleri ve yaratma teorisiyle olan ontolojik ilişkisini incelemektir. Vahdet-i vücûd düşüncesinin en temel kavramlarından olan a‘yân-ı sâbite, Câmî’ye göre ilahî ilimde bulunan sâbit hakikatler; haricî ve somut bir varlığa sahip olmayan, ezelî ve ebedî olarak değişmeyen maʻkûl suretlerdir. Bu sâbit hakikatler hüküm, eser ve nitelikleri vasıtasıyla dış dünyada zuhur etmektedirler. Câmî’ye göre kazâ varlıkların aynlarına dair ilahî hükmü; kader ise bu hükmün tafsili, yani varlıkların istidat ve kabiliyetlerine göre belirli zaman ve sebeplere bağlı olarak tahakkuk etmesidir. Bu tarif, Eşʻarîlerin kazâ-kader tanımıyla uyuşmaktadır. Ancak Câmî, “kaderin sırrı” ve “kaderin sırrının sırrı” formülasyonlarıyla kader meselesini vahdet-i vücûd ontolojisi üzerinden yorumlamaktadır. Buna göre kaderin sırrı, her bir aynın a‘yân-ı sâbitede belirlenmiş kabiliyetine göre varlıkta zuhûr etmesi; kaderin sırrının sırrı ise ilahî zâtta bulunan değişmeyen nisbet ve şe’nlerdir. Bu nisbet ve şe’nlerin değişmediği vurgusu, ilahî ilmin maluma tâbi oluşu ilkesiyle ilişkilidir; Câmî bu ilke sayesinde ilahî ilmin varlıklar üzerinde zorlayıcı bir tesirinin bulunmadığını ileri sürer. Câmî mantalitesinde insan fiilleri yaratma bakımından Allah’a, kesb bakımından ise kula nispet edilmekle birlikte; kulun fiili, mutlak varlığın kulun mertebesine tenezzül ederek onun istidadına göre kayıtlanıp zuhur etmesi olarak izah edilmektedir. Câmî bu tenezzül ve kayıtlanmayı kulun ihtiyarî fiili olarak adlandırmaktadır. Kudret ve fiilin kula nispet edilmesi ise Hakk’ın kulda kudret ve fiil suretinde zuhuru bakımından olup kudret ve fiiller hakikatte Hakk’a nispet edilir. Bu nedenle Câmî, kulun fiil üzerinde doğrudan bir tesirinin olmadığını ifade eder. Bununla birlikte Câmî, mutlak cebir anlayışını kulun istidat ve kabiliyetine dayanan bir kesb teorisiyle aşmayı hedefler. Câmî, yaratmayı Hakk’ın vücûdunun a‘yân-ı sâbitelere bürünmesi olarak açıklar. Yaratmanın sürekliliği bağlamında, âlemin sadece arazlar değil bütün cüzleriyle her an yenilendiğini savunur ve bu sürekli yaratılış hadisesini Hakk’ın mütekabil isimlerinin faal oluşuyla ilişkilendirir. Yaratmayla ilgili diğer bir husus da Câmî’nin, bazı eserlerinde yaratmanın zaruretine veya vücubuna ilişkin ifadelerine yer vermesidir. Ona göre âlem, ayn-ı vâhidde toplanan arazların toplamından ibaret olup bu ayn-ı vâhid, vücûdun hakikatidir; bütün cevher ve arazlar onunla kaimdir. Çalışmanın önemli bulgularından biri, Câmî’nin kazâ-kader ve insan fiilleri meselesinde kelamî terminolojiyi kullanmakla birlikte, bunları vahdet-i vücûd düşüncesi bağlamında ontolojik düzeyde temellendirdiğini ortaya koymasıdır. Araştırmanın ulaştığı nihaî sonuç, Câmî’nin dayanan a‘yân-ı sâbite doktrini vasıtasıyla vahdet-i vücûd düşüncesine Allah âlem-insan modeli inşa ettiği; kelam ilminin kazâ-kader, insan fiilleri ve kesb görüşünü ontolojik zemine taşıyarak kulun kabiliyet ve istidadıyla ilişkilendirdiği yönündedir.
Title: Molla Câmî’nin A‘yân-ı Sâbite Anlayışı Bağlamında Kazâ-Kader, İnsan Fiilleri ve Yaratılış
Description:
Bu çalışmanın amacı, tasavvuf düşüncesinin önemli yorumcularından biri olan Molla Câmî’nin a‘yân-ı sâbite anlayışını ortaya koymak ve bu kavramın kazâ-kader, insan fiilleri ve yaratma teorisiyle olan ontolojik ilişkisini incelemektir.
Vahdet-i vücûd düşüncesinin en temel kavramlarından olan a‘yân-ı sâbite, Câmî’ye göre ilahî ilimde bulunan sâbit hakikatler; haricî ve somut bir varlığa sahip olmayan, ezelî ve ebedî olarak değişmeyen maʻkûl suretlerdir.
Bu sâbit hakikatler hüküm, eser ve nitelikleri vasıtasıyla dış dünyada zuhur etmektedirler.
Câmî’ye göre kazâ varlıkların aynlarına dair ilahî hükmü; kader ise bu hükmün tafsili, yani varlıkların istidat ve kabiliyetlerine göre belirli zaman ve sebeplere bağlı olarak tahakkuk etmesidir.
Bu tarif, Eşʻarîlerin kazâ-kader tanımıyla uyuşmaktadır.
Ancak Câmî, “kaderin sırrı” ve “kaderin sırrının sırrı” formülasyonlarıyla kader meselesini vahdet-i vücûd ontolojisi üzerinden yorumlamaktadır.
Buna göre kaderin sırrı, her bir aynın a‘yân-ı sâbitede belirlenmiş kabiliyetine göre varlıkta zuhûr etmesi; kaderin sırrının sırrı ise ilahî zâtta bulunan değişmeyen nisbet ve şe’nlerdir.
Bu nisbet ve şe’nlerin değişmediği vurgusu, ilahî ilmin maluma tâbi oluşu ilkesiyle ilişkilidir; Câmî bu ilke sayesinde ilahî ilmin varlıklar üzerinde zorlayıcı bir tesirinin bulunmadığını ileri sürer.
Câmî mantalitesinde insan fiilleri yaratma bakımından Allah’a, kesb bakımından ise kula nispet edilmekle birlikte; kulun fiili, mutlak varlığın kulun mertebesine tenezzül ederek onun istidadına göre kayıtlanıp zuhur etmesi olarak izah edilmektedir.
Câmî bu tenezzül ve kayıtlanmayı kulun ihtiyarî fiili olarak adlandırmaktadır.
Kudret ve fiilin kula nispet edilmesi ise Hakk’ın kulda kudret ve fiil suretinde zuhuru bakımından olup kudret ve fiiller hakikatte Hakk’a nispet edilir.
Bu nedenle Câmî, kulun fiil üzerinde doğrudan bir tesirinin olmadığını ifade eder.
Bununla birlikte Câmî, mutlak cebir anlayışını kulun istidat ve kabiliyetine dayanan bir kesb teorisiyle aşmayı hedefler.
Câmî, yaratmayı Hakk’ın vücûdunun a‘yân-ı sâbitelere bürünmesi olarak açıklar.
Yaratmanın sürekliliği bağlamında, âlemin sadece arazlar değil bütün cüzleriyle her an yenilendiğini savunur ve bu sürekli yaratılış hadisesini Hakk’ın mütekabil isimlerinin faal oluşuyla ilişkilendirir.
Yaratmayla ilgili diğer bir husus da Câmî’nin, bazı eserlerinde yaratmanın zaruretine veya vücubuna ilişkin ifadelerine yer vermesidir.
Ona göre âlem, ayn-ı vâhidde toplanan arazların toplamından ibaret olup bu ayn-ı vâhid, vücûdun hakikatidir; bütün cevher ve arazlar onunla kaimdir.
Çalışmanın önemli bulgularından biri, Câmî’nin kazâ-kader ve insan fiilleri meselesinde kelamî terminolojiyi kullanmakla birlikte, bunları vahdet-i vücûd düşüncesi bağlamında ontolojik düzeyde temellendirdiğini ortaya koymasıdır.
Araştırmanın ulaştığı nihaî sonuç, Câmî’nin dayanan a‘yân-ı sâbite doktrini vasıtasıyla vahdet-i vücûd düşüncesine Allah âlem-insan modeli inşa ettiği; kelam ilminin kazâ-kader, insan fiilleri ve kesb görüşünü ontolojik zemine taşıyarak kulun kabiliyet ve istidadıyla ilişkilendirdiği yönündedir.
Related Results
HUBUNGAN PERSEPSI KADER KESEHATAN TENTANG SEKOLAH KADER DENGAN KEPUASAN KADER KESEHATAN DI DUSUN SOKA SELOHARJO PUNDONG BANTUL TAHUN 2024
HUBUNGAN PERSEPSI KADER KESEHATAN TENTANG SEKOLAH KADER DENGAN KEPUASAN KADER KESEHATAN DI DUSUN SOKA SELOHARJO PUNDONG BANTUL TAHUN 2024
Persepsi sekolah kader memiliki dampak signifikan terhadap tingkat kepuasan kader kesehatan. Pelatihan dan pemeliharaan kader kesehatan merupakan faktor penting dalam meningkatkan ...
Harezm Türkçesinde Tasvir Fiilleri
Harezm Türkçesinde Tasvir Fiilleri
Harezm Türkçesi, Karahanlı Türkçesinin devamı olarak Orta Türkçe döneminin ilk devresini oluşturur. XIII. yüzyılda Harezm coğrafyasında bulunan Oğuz, Kıpçak ve diğer Türk boylarını...
Molla Recep Ali Tebrîzî’nin İsbât-ı Vâcib Adlı Risalesi Bağlamında Molla Sadrâ Eleştirisi ve Tebrîzî’ye Yapılan İtirazlar
Molla Recep Ali Tebrîzî’nin İsbât-ı Vâcib Adlı Risalesi Bağlamında Molla Sadrâ Eleştirisi ve Tebrîzî’ye Yapılan İtirazlar
Bu çalışma Molla Recep Ali Tebrîzî’nin “İsbât-ı Vâcib” adlı risalesindeki Molla Sadrâ felsefesine yönelik eleştirileri ve Tebrîzî’ye yapılan itirazları ele almayı amaçlamaktadır. M...
HUBUNGAN KEIKUTSERTAAN PELATIHAN DENGAN KINERJA KADER DI POSYANDU JAMBUKULON KLATEN
HUBUNGAN KEIKUTSERTAAN PELATIHAN DENGAN KINERJA KADER DI POSYANDU JAMBUKULON KLATEN
Posyandu bertugas membantu kepala desa dalam peningkatan pelayanan Kesehatan Masyarakat desa. Kader sebagai tangan panjang tenaga kesehatan di masyarakat memiliki peran yang pentin...
SEYYİD AHMED SÂFÎ’NİN MOLLA CÂMÎ ŞERHİ: CÂM-I MUZAFFER
SEYYİD AHMED SÂFÎ’NİN MOLLA CÂMÎ ŞERHİ: CÂM-I MUZAFFER
Aruz ilminin tarihî gelişimine bakıldığında temellerinin Arap edebiyatında ortaya atıldığı ve sistemleştirildiği görülmektedir. Arap edebiyatı menşeli olan aruz daha sonraları Fars...
GAMBARAN KARAKTERISTIK KADER POSYANDU DI DESA CIKUNIR KECAMATAN SINGAPARNA KABUPATEN TASIKMALAYA TAHUN 2012
GAMBARAN KARAKTERISTIK KADER POSYANDU DI DESA CIKUNIR KECAMATAN SINGAPARNA KABUPATEN TASIKMALAYA TAHUN 2012
Cakupan D/S sebesar 39,20 %, cakupan K/S 100 %, dan cakupan N/S 26,47 % . Pencapaian indikator Posyandu di Desa Singaparna tidak terlepas dari peran kader posyandu yang ada di des...
Adilcevaz’dan Bir Şeyh ve Müderris Portresi: Molla Masum Godişkî
Adilcevaz’dan Bir Şeyh ve Müderris Portresi: Molla Masum Godişkî
Bitlis ulemasının önemli şahsiyetlerinden ve Nakşî-Hâlidî meşâyihinden olan Molla Masum Godişkî, resmi kayıtlara göre 1931, ailesinin verdiği bilgilere göre ise 1928 yılında dünyay...
KINERJA KADER KESEHATAN DALAM PELAKSANAAN POSYANDU DI KABUPATEN KUDUS
KINERJA KADER KESEHATAN DALAM PELAKSANAAN POSYANDU DI KABUPATEN KUDUS
Kader kesehatan merupakan ujung tombak pelaksanaan Posyandu di masyarakat. Kader kesehatan mempunyai tugas untuk mengelola pelaksanaan Posyandu, mulai dari persiapan, pelaksanaan d...

