Javascript must be enabled to continue!
William James’te Kötülük
View through CrossRef
Kötülük problemi, Antik Çağ’dan itibaren filozofların düşünce dünyasında önemli bir yer tutmuş ve özellikle din felsefesinin temel tartışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Pragmatizmin kurucularından ve modern dinî düşünceyi oldukça etkilemiş bulunan William James de kötülük problemiyle ilgilenmiş ve bu problemi felsefesinin önemli noktalarında belirleyici bir unsur olarak kullanmıştır. O, kötülüğü rasyonalist ve idealist bir tutum çerçevesinde geliştirilen mantıksal veya delilci argümanlar bağlamında değil, bizatihî bireyin yaşantısında açığa çıkan varoluşsal boyutu üzerinden ele almıştır. Gerçekliğin monist değil, çoğulcu bir yapıya sahip olduğunu savunan James’e göre kötülük, çoğulcu evrenin yadsınamaz bir parçası ve insanın özgür iradesiyle mücadele etmesi gereken bir fenomendir. Bu bağlamda James, kötülüğün varlığını mutlak idealizme yönelik bir eleştiri olarak ileri sürmektedir. Ona göre mutlak idealistler kötülüğü, Mutlak’ın mükemmelliğini sağlayan bir araç olarak görmektedir. Bundan dolayı mutlak idealistler açısından kötülüğün bizatihî gerçekliği yoktur. James açısından kötülüğü, mutlak idealizmin benimsediği biçimde anlamlandırmak onu mücadele edilebilecek bir unsur olmaktan çıkaracaktır. Bundan dolayı James’in mutlak idealizme dair en önemli eleştirilerinden biri kötülüğün gerçekliğidir. Ayrıca varoluşsal kötülüğü konu edinen James, kötülük sebebiyle varoluşsal bir ıstırap duyan ve hayatı bu deneyimi merkeze alarak anlamlandıran hasta ruhluların yaklaşımını, kötülüğü görmezden gelerek yaşamı iyimser bir uyumluluk içinde yorumlayan sağlıklı zihinlilere göre daha gerçekçi ve anlamlı bulmaktadır. James’e göre kötülük, hasta ruhlular açısından yalnızca yıkıcı bir olgu olmanın yanı sıra onların ihtidâ etmeleri ve manevî yüceliğe ulaşmalarını tetikleyen fenomenolojik ve psikolojik bir unsur olarak işlev görür. Fakat James’in bu tutumu ile İrenaeusçu teodise veya John Hick’in ruh yapma teodisesi arasında önemli ölçüde farklılık vardır. Bu teodiselere göre Tanrı, kötülüğü bireyin kabiliyetlerini ve istidatlarını geliştirebilmek amacıyla var etmiştir. James ise Tanrı’nın kötülüklere böyle bir amaç yüklediğini düşünmemektedir. Kötülüğün varlığı, James’in Tanrı’yı sonlu bir varlık olarak tasavvur etmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Ona göre mevcut kötülük, dünyanın mutlak kudretli, âlim ve iyi gibi sıfatlara sahip bir Tanrı tarafından yaratılmış olmadığını göstermektedir. Bu çerçevede James, evrim teorisinin dünyanın kusursuz bir ilâhî tasarımın ürünü olduğu düşüncesini zayıflattığını hatta tasarımın varlığı kabul edilse bile bu tasarımcının mutlak iyi olarak tasavvur edilmesini sorunlu hâle getirdiğini öne sürmektedir. Bundan dolayı Tanrı’nın varlığını ispat etmek için kurulan teleolojik argümanların artık savunulamayacağını ifade etmektedir. Tanrı’nın kötülükten sorumlu olmadığını dile getiren James, Tanrı’ya atfedilen ahlâkî sıfatların mutlak değil, sonlu olduğuna işaret etmektedir. Onun tasavvurundaki sonlu Tanrı, kötülüğü ortadan kaldırmak için insan ile iş birliği yapmaktadır. James’in kötülüğe yaklaşımı gerçeklik anlayışıyla tutarlı olsa da bazı sonuçları tartışmaya açıktır. Onun Tanrı mefhumu sıradan bir özne hâline gelmiştir. Bu sıradan özne artık ibadete layık görülmemekte ve kötülüğün nihaî olarak mağlup edileceğine dair güven telkin etmemektedir. Bunun yanı sıra James, bir-çok tartışması çerçevesinde kötülüğü ele almakla birlikte düalist yaklaşımların bu konudaki açıklamalarını yeterince dikkate almamıştır. Öte yandan James’in kötülüğün varoluşsal boyutuna yaptığı vurgu ona dair metafizik ve teorik açıklamaların değerini zayıflatmıştır.
Title: William James’te Kötülük
Description:
Kötülük problemi, Antik Çağ’dan itibaren filozofların düşünce dünyasında önemli bir yer tutmuş ve özellikle din felsefesinin temel tartışma alanlarından biri hâline gelmiştir.
Pragmatizmin kurucularından ve modern dinî düşünceyi oldukça etkilemiş bulunan William James de kötülük problemiyle ilgilenmiş ve bu problemi felsefesinin önemli noktalarında belirleyici bir unsur olarak kullanmıştır.
O, kötülüğü rasyonalist ve idealist bir tutum çerçevesinde geliştirilen mantıksal veya delilci argümanlar bağlamında değil, bizatihî bireyin yaşantısında açığa çıkan varoluşsal boyutu üzerinden ele almıştır.
Gerçekliğin monist değil, çoğulcu bir yapıya sahip olduğunu savunan James’e göre kötülük, çoğulcu evrenin yadsınamaz bir parçası ve insanın özgür iradesiyle mücadele etmesi gereken bir fenomendir.
Bu bağlamda James, kötülüğün varlığını mutlak idealizme yönelik bir eleştiri olarak ileri sürmektedir.
Ona göre mutlak idealistler kötülüğü, Mutlak’ın mükemmelliğini sağlayan bir araç olarak görmektedir.
Bundan dolayı mutlak idealistler açısından kötülüğün bizatihî gerçekliği yoktur.
James açısından kötülüğü, mutlak idealizmin benimsediği biçimde anlamlandırmak onu mücadele edilebilecek bir unsur olmaktan çıkaracaktır.
Bundan dolayı James’in mutlak idealizme dair en önemli eleştirilerinden biri kötülüğün gerçekliğidir.
Ayrıca varoluşsal kötülüğü konu edinen James, kötülük sebebiyle varoluşsal bir ıstırap duyan ve hayatı bu deneyimi merkeze alarak anlamlandıran hasta ruhluların yaklaşımını, kötülüğü görmezden gelerek yaşamı iyimser bir uyumluluk içinde yorumlayan sağlıklı zihinlilere göre daha gerçekçi ve anlamlı bulmaktadır.
James’e göre kötülük, hasta ruhlular açısından yalnızca yıkıcı bir olgu olmanın yanı sıra onların ihtidâ etmeleri ve manevî yüceliğe ulaşmalarını tetikleyen fenomenolojik ve psikolojik bir unsur olarak işlev görür.
Fakat James’in bu tutumu ile İrenaeusçu teodise veya John Hick’in ruh yapma teodisesi arasında önemli ölçüde farklılık vardır.
Bu teodiselere göre Tanrı, kötülüğü bireyin kabiliyetlerini ve istidatlarını geliştirebilmek amacıyla var etmiştir.
James ise Tanrı’nın kötülüklere böyle bir amaç yüklediğini düşünmemektedir.
Kötülüğün varlığı, James’in Tanrı’yı sonlu bir varlık olarak tasavvur etmesinin başlıca nedenlerinden biridir.
Ona göre mevcut kötülük, dünyanın mutlak kudretli, âlim ve iyi gibi sıfatlara sahip bir Tanrı tarafından yaratılmış olmadığını göstermektedir.
Bu çerçevede James, evrim teorisinin dünyanın kusursuz bir ilâhî tasarımın ürünü olduğu düşüncesini zayıflattığını hatta tasarımın varlığı kabul edilse bile bu tasarımcının mutlak iyi olarak tasavvur edilmesini sorunlu hâle getirdiğini öne sürmektedir.
Bundan dolayı Tanrı’nın varlığını ispat etmek için kurulan teleolojik argümanların artık savunulamayacağını ifade etmektedir.
Tanrı’nın kötülükten sorumlu olmadığını dile getiren James, Tanrı’ya atfedilen ahlâkî sıfatların mutlak değil, sonlu olduğuna işaret etmektedir.
Onun tasavvurundaki sonlu Tanrı, kötülüğü ortadan kaldırmak için insan ile iş birliği yapmaktadır.
James’in kötülüğe yaklaşımı gerçeklik anlayışıyla tutarlı olsa da bazı sonuçları tartışmaya açıktır.
Onun Tanrı mefhumu sıradan bir özne hâline gelmiştir.
Bu sıradan özne artık ibadete layık görülmemekte ve kötülüğün nihaî olarak mağlup edileceğine dair güven telkin etmemektedir.
Bunun yanı sıra James, bir-çok tartışması çerçevesinde kötülüğü ele almakla birlikte düalist yaklaşımların bu konudaki açıklamalarını yeterince dikkate almamıştır.
Öte yandan James’in kötülüğün varoluşsal boyutuna yaptığı vurgu ona dair metafizik ve teorik açıklamaların değerini zayıflatmıştır.
Related Results
Paul Draper, Agnostisizm ve Kötülük Problemi
Paul Draper, Agnostisizm ve Kötülük Problemi
Kötülük probleminin, genellikle, ateizmin bir delili olduğu kabul edilir. Ancak bu varsayımın zorunlu olmadığının kanıtı olarak bazı düşünürler örnek gösterilebilir. Örneğin, liter...
PEYAMİ SAFA’NIN “CANAN” ROMANINDA KÖTÜLÜK PROBLEMİ
PEYAMİ SAFA’NIN “CANAN” ROMANINDA KÖTÜLÜK PROBLEMİ
Kötülük varoluş biçimi ve sebepleriyle ilk çağlardan itibaren birçok düşünürün ilgi alanına girer. İnsandaki kötülüğün doğuştan mı yoksa yaşantılar sonucunda mı geliştiğini araştır...
DAVA İLE KIRMIZI PAZARTESİ ROMANLARINDA SUÇ-SUÇSUZLUK EKSENİNDE KÖTÜLÜK PROBLEMİ
DAVA İLE KIRMIZI PAZARTESİ ROMANLARINDA SUÇ-SUÇSUZLUK EKSENİNDE KÖTÜLÜK PROBLEMİ
İnsanın var olma sürecinden beri suç, tarih sayfalarında yer alır ve toplumdan ayrı düşünülemeyen edebiyatın da ana malzemesinden birini oluşturur. Suç/suçsuzluk ikilemi arasındaki...
Sergüzeşt Romanında Ahlâkî Kötülük
Sergüzeşt Romanında Ahlâkî Kötülük
Kötülük kavramının varlığı binlerce yıldır düşünürler tarafından farklı şekillerde yorumlanan bir olgudur. Toplumdan topluma, inanç sistemlerinden coğrafyaların farklılaşmasına kad...
Plasma AR Alterations and Timing of Intensified Hormone Treatment for Prostate Cancer
Plasma AR Alterations and Timing of Intensified Hormone Treatment for Prostate Cancer
This randomized clinical trial explores whether hormone intensification at start of androgen deprivation therapy alters selection of androgen receptor (AR) gene alterations within ...
Cemil Süleyman Alyanakoğlu’nun Siyah Gözler romanında kötücül kadın tipi
Cemil Süleyman Alyanakoğlu’nun Siyah Gözler romanında kötücül kadın tipi
Türk romanında Tanzimat Dönemi’nden itibaren kötülük isteyen, kötülük peşinde koşan, etrafına zarar veren ve bu sebeple “kötücül” olarak adlandırılan asli veya tali şahıs pozisyonu...
Tanrı, Maksimallik ve Kötülük Problemi
Tanrı, Maksimallik ve Kötülük Problemi
Kötülük problemi, Tanrı’nın varlığı ile kötülüğün varlığının birlikte doğru olmasının rasyonel bir temelde açıklanamayacağı iddiasına dayanır. Ancak söz konusu problem, herhangi bi...
GEORGE I. MAVRODES’İN FELSEFESİNDE EPİSTEMİK İKİLEM BAĞLAMINDA KÖTÜLÜK PROBLEMİ
GEORGE I. MAVRODES’İN FELSEFESİNDE EPİSTEMİK İKİLEM BAĞLAMINDA KÖTÜLÜK PROBLEMİ
Kötülük problemi, Tanrı’nın varlığı, kudreti ve iyiliği ile dünyada tecrübe edilen kötülükler arasındaki ilişkinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair temel felsefi sorunlardan biri...

