Javascript must be enabled to continue!
İbn Kemâl’in Vücûd Risâlesi’nin Ali Nihad Tarlan Tarafından Yapılan Osmanlıca Tercüme Eşliğinde İncelenmesi
View through CrossRef
İbn Kemâl (öl. 940/1534), en etkin ve güçlü Osmanlı şeyhülislâmlarından biri-dir. O hem bir âlim hem de bir Osmanlı münevveri ve mütefekkiridir. Verdiği kararlar, sahip olduğu fikirler ve yazdığı eserler, toplumda büyük tesirler meydana getirmiştir. Zâhir ve bâtın uyumu içinde kurulup gelişen Osmanlı ilim ve düşünce geleneğine ciddi katkı sağlamıştır. Arkasında miras olarak bıraktığı eserler bunun en güçlü kanıtıdır. Özellikle varlık konusunu ele aldığı risâleleri, onun düşünce tarzını yansıtan temel eserlerdir. Bu eserlerden birini Ali Nihad Tarlan “Vücûd Risâlesi” ismiyle Osmanlı Türkçesine tercüme etmiştir. İbn Kemâl’in düşünce yapısının olgunlaşmasında tasavvufun mühim bir yeri vardır. Bunun kanıtlarından biri Vücûd Risâlesi'dir.Vücûd Risâlesi genel olarak nazarî tasavvufun problemlerini ihtivâ etmekte ve isim vermeden “vahdet-i vücûd” düşüncesini işlemektedir. İbn Kemâl’e göre insanın Allah, kâinât ve içindekiler arasında sağlıklı ilişkiler kurabilmesi hem fizik hem de fizik ötesi yönleriyle varlığın zuhûru hakkında doğru bilgi sâhibi olmasına bağlıdır. Bu sebeple risâlenin içeriğinde, vücûd (varlık) meselesinin ontolojik açıdan çözümüne yardımcı olacağı öngörülen pek çok tasavvufî mevzu ve kavrama değinilmiştir. Anlamayı kolaylaştırmak için sık sık geçmiş âlim, sûfî ve şâirlerden alıntılar yapılmıştır. Âyet ve hadîslere başvurularak fikirlerin meşrûiyyeti gösterilmiştir.Vahdet-i vücûd, “varlığın birliği” demektir. Hakīkī varlıktan mecâzî varlığa geçişin, daha sade bir ifâde ile yaratma işleminin nasıl gerçekleştiğini ve hangi aşamalardan oluştuğunu açıklamaya çalışan bir nazariyedir. Anlaşılması zordur. Bu nedenle İbn Kemâl, konuyu daha güzel açıklayacağını düşünerek tabiatta gerçekleşen olaylardaki benzerliklerden yararlanmış ve onlardan değişik misaller vermiştir. Bu misallerin başında “nûr-gölge” ve “tek ışık-çok renk” temsilleri gelir. İbn Kemâl’e göre vücûd-ı ilâhî, sırf tam ve sade bir nûrdur; mahlûkāt da o nûrun gölgesidir. Başka bir ifâde ile kâinât o nûrun farklı şekillerde görünmesinden ibârettir. Bu durum, tıpkı cama yansıyan renksiz ışığın farklı renklere ayrılarak gözükmesine benzer. “Ayna-sûret”, “deniz-dalga” ve “yağmur-bulut” örneklerine de değinen İbn Kemâl, misal ile hakīkatin birbirine karıştırılmamasının üzerinde titizlikle durur ve muhataplarını da bu konuda uyarır. Varlık anlayışı sağlam olmayanların ya ittihâd, hulûl ve panteizm sapıklığına ya da Allah’ı âlemden tecrîd eden deizm ve ateizm yanlışlığına düşebileceklerini belirtir.Bu makalede önce problem ve ihtiyaç tespitinde bulunulmuş, ardından konu bağlamında İbn Kemâl ve Ali Nihad Tarlan hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Son olarak da İbn Kemâl'in Vücûd Risâlesi, Ali Nihad Tarlan'ın Osmanlıca tercümesinden hareketle tanıtılıp tahlil edilmiş ve Osmanlıca tercümenin metni Latin alfabesine aktarılmıştır. Böylece Osmanlı bilim ve düşünce anlayışını yansıtan bir eserin günümüze kazandırılması sağlanmıştır.
Title: İbn Kemâl’in Vücûd Risâlesi’nin Ali Nihad Tarlan Tarafından Yapılan Osmanlıca Tercüme Eşliğinde İncelenmesi
Description:
İbn Kemâl (öl.
940/1534), en etkin ve güçlü Osmanlı şeyhülislâmlarından biri-dir.
O hem bir âlim hem de bir Osmanlı münevveri ve mütefekkiridir.
Verdiği kararlar, sahip olduğu fikirler ve yazdığı eserler, toplumda büyük tesirler meydana getirmiştir.
Zâhir ve bâtın uyumu içinde kurulup gelişen Osmanlı ilim ve düşünce geleneğine ciddi katkı sağlamıştır.
Arkasında miras olarak bıraktığı eserler bunun en güçlü kanıtıdır.
Özellikle varlık konusunu ele aldığı risâleleri, onun düşünce tarzını yansıtan temel eserlerdir.
Bu eserlerden birini Ali Nihad Tarlan “Vücûd Risâlesi” ismiyle Osmanlı Türkçesine tercüme etmiştir.
İbn Kemâl’in düşünce yapısının olgunlaşmasında tasavvufun mühim bir yeri vardır.
Bunun kanıtlarından biri Vücûd Risâlesi'dir.
Vücûd Risâlesi genel olarak nazarî tasavvufun problemlerini ihtivâ etmekte ve isim vermeden “vahdet-i vücûd” düşüncesini işlemektedir.
İbn Kemâl’e göre insanın Allah, kâinât ve içindekiler arasında sağlıklı ilişkiler kurabilmesi hem fizik hem de fizik ötesi yönleriyle varlığın zuhûru hakkında doğru bilgi sâhibi olmasına bağlıdır.
Bu sebeple risâlenin içeriğinde, vücûd (varlık) meselesinin ontolojik açıdan çözümüne yardımcı olacağı öngörülen pek çok tasavvufî mevzu ve kavrama değinilmiştir.
Anlamayı kolaylaştırmak için sık sık geçmiş âlim, sûfî ve şâirlerden alıntılar yapılmıştır.
Âyet ve hadîslere başvurularak fikirlerin meşrûiyyeti gösterilmiştir.
Vahdet-i vücûd, “varlığın birliği” demektir.
Hakīkī varlıktan mecâzî varlığa geçişin, daha sade bir ifâde ile yaratma işleminin nasıl gerçekleştiğini ve hangi aşamalardan oluştuğunu açıklamaya çalışan bir nazariyedir.
Anlaşılması zordur.
Bu nedenle İbn Kemâl, konuyu daha güzel açıklayacağını düşünerek tabiatta gerçekleşen olaylardaki benzerliklerden yararlanmış ve onlardan değişik misaller vermiştir.
Bu misallerin başında “nûr-gölge” ve “tek ışık-çok renk” temsilleri gelir.
İbn Kemâl’e göre vücûd-ı ilâhî, sırf tam ve sade bir nûrdur; mahlûkāt da o nûrun gölgesidir.
Başka bir ifâde ile kâinât o nûrun farklı şekillerde görünmesinden ibârettir.
Bu durum, tıpkı cama yansıyan renksiz ışığın farklı renklere ayrılarak gözükmesine benzer.
“Ayna-sûret”, “deniz-dalga” ve “yağmur-bulut” örneklerine de değinen İbn Kemâl, misal ile hakīkatin birbirine karıştırılmamasının üzerinde titizlikle durur ve muhataplarını da bu konuda uyarır.
Varlık anlayışı sağlam olmayanların ya ittihâd, hulûl ve panteizm sapıklığına ya da Allah’ı âlemden tecrîd eden deizm ve ateizm yanlışlığına düşebileceklerini belirtir.
Bu makalede önce problem ve ihtiyaç tespitinde bulunulmuş, ardından konu bağlamında İbn Kemâl ve Ali Nihad Tarlan hakkında kısa bilgiler verilmiştir.
Son olarak da İbn Kemâl'in Vücûd Risâlesi, Ali Nihad Tarlan'ın Osmanlıca tercümesinden hareketle tanıtılıp tahlil edilmiş ve Osmanlıca tercümenin metni Latin alfabesine aktarılmıştır.
Böylece Osmanlı bilim ve düşünce anlayışını yansıtan bir eserin günümüze kazandırılması sağlanmıştır.
.
Related Results
[Muhammad Ibn Abi ‘Amir’s Political Involvement According to The Chronicle Of Ibn Hayyan Al-Qurtubi] Penglibatan Politik Muhammad Ibn Abi ‘Amir Menurut Catatan Ibn Hayyan Al-Qurtubi
[Muhammad Ibn Abi ‘Amir’s Political Involvement According to The Chronicle Of Ibn Hayyan Al-Qurtubi] Penglibatan Politik Muhammad Ibn Abi ‘Amir Menurut Catatan Ibn Hayyan Al-Qurtubi
Abstract
Muhammad ibn Abi ‘Amir was a de facto leader of al-Andalus during the Umayyad rule based in Cordoba. Caliph al-Hakam II had appointed him to hold some political posi...
Şair ve Nüktedan Nihad Bey Hakkında Yeni Bilgiler
Şair ve Nüktedan Nihad Bey Hakkında Yeni Bilgiler
Mir Nihâd Bey, kendisine ait bir divançesi olan nüktedan bir şahsiyettir. Mir Nihâd, Kanlıcalı Nihâd Bey olarak da bilinir. Onun hakkındaki ayrıntılı bilgileri Mahmud Kemal İnal’ın...
Kurtuluş Kayalı’nın Kemal Tahir Okuması: Yerli Düşünce, Tarihsel Süreklilik ve Entelektüel Kıstaslar
Kurtuluş Kayalı’nın Kemal Tahir Okuması: Yerli Düşünce, Tarihsel Süreklilik ve Entelektüel Kıstaslar
Kurtuluş Kayalı’nın Kemal Tahir’e yaklaşımı, Kayalı’nın Türk düşünce tarihine ve yerli entelektüel üretime ilişkin genel metodolojisi ve değerlendirme kıstasları çerçevesinde anlaş...
Mâtürîdî'nin İbn Abbas Rivayetlerine Yaklaşımı
Mâtürîdî'nin İbn Abbas Rivayetlerine Yaklaşımı
Çalışmada İslam tefsir geleneğinin erken dönem müfessirlerinden biri olan Mâtürîdî’nin (ö.333/944) İbn Abbas (ö. 68/687-688) rivayetlerine yaklaşımı incelenmektedir. Bilindiği üzer...
Tanzimat Döneminde Eğitim Kurumlarında Farsça ve Ahmed Kemal Paşa’nın Farsça Öğretimine Katkısı
Tanzimat Döneminde Eğitim Kurumlarında Farsça ve Ahmed Kemal Paşa’nın Farsça Öğretimine Katkısı
Kadim bir dil olan Farsça, Türklerin İslamiyet’i kabulü ile birlikte dilimizi ve edebiyatımızı önemli ölçüde etkilemeye başla-mıştır. Farsçanın dilimize etkisi Selçuklu Dönemi’nde ...
Sahabe Şiirlerinde Medine’ye Hicret
Sahabe Şiirlerinde Medine’ye Hicret
Allah Resûlü (s.a.v.),
haksızlıkların ve çarpık inanç biçimlerinin hüküm sürdüğü Mekke ortamında
dünyaya gelir ve kırk yaşına bastığında Yüce Allah tarafından peygamberlikle
görevl...
Antik Bilgelikten İslâm Felsefesine: Tercüme Hareketinin Serencamı
Antik Bilgelikten İslâm Felsefesine: Tercüme Hareketinin Serencamı
Bu çalışma, İslâm dünyasında 7. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar süren tercüme hareketinin tarihsel gelişimini ve bu sürecin İslâm düşüncesine etkilerini incelemektedir. Tercüme hareket...
Mehmet Kaplan ve Nihad Sâmi Banarlı’da Dil, Edebiyat ve Kültürel Kimlik
Mehmet Kaplan ve Nihad Sâmi Banarlı’da Dil, Edebiyat ve Kültürel Kimlik
Mehmet Kaplan ve Nihad Sâmi Banarlı’nın kültürel kimlikle ilgili görüşlerini inceleyen bu çalışma yakın dönem Türk tarihinde kültürel kimlik düşüncesinin değişim sürecinin anlaşılm...

