Search engine for discovering works of Art, research articles, and books related to Art and Culture
ShareThis
Javascript must be enabled to continue!

Fenomenolojinin Ontolojik İddiası: Husserl'den Heidegger'e Bir Değerlendirme

View through CrossRef
Bu çalışma, fenomenolojinin epistemolojik bir yöntem mi yoksa ontolojik bir sorgulama biçimi mi olduğu sorusu etrafında şekillenmektedir. Edmund Husserl, fenomenolojiyi başlangıçta bilincin yönelimsel (intentional) yapısını araştıran bir yöntem olarak kurmuştur. Husserl, pozitivist bilim anlayışını ve psikolojizmi eleştirerek, bilinci dış dünyayı pasif biçimde yansıtan bir yapı olarak değil, anlamın oluştuğu yönelimsellik zemini olarak temellendirir. Epokhé ve fenomenolojik indirgeme yöntemleriyle nesnel dünyaya dair varsayımlar askıya alınır ve bilincin deneyim yapıları sistematik olarak analiz edilir. Bu bağlamda fenomenoloji, bilincin kurucu işlevini araştırarak, yalnızca bir yöntem değil, aynı zamanda bilincin gerçekliği nasıl yapılandırdığına dair bir ontolojik iddiayı da taşır. Martin Heidegger ise fenomenolojiyi ontolojik bir projeye dönüştürerek, bilincin içeriğinden ziyade varlığın anlamı üzerine odaklanır. Dasein kavramı aracılığıyla insan varoluşunu, dünyayla kurduğu bağlamsal ilişki içinde anlamlandırır. Heidegger, ontolojik fark (Seinsdifferenz) kavramıyla, var olanlar ile Varlık arasındaki farkı açığa çıkarmayı amaçlar ve fenomenolojiyi, varlığın kendisinin açığa çıkma kiplerini soruşturan bir alan olarak konumlandırır. Bu nedenle fenomenoloji, yalnızca görünümlerin düzenlenme biçimlerini değil, varlığın ifşa oluş tarzlarını araştıran bir düşünme biçimi haline gelir. Dolayısıyla bu çalışma, fenomenolojinin Husserl ve Heidegger çizgisinde epistemolojik ve ontolojik boyutlarını tartışır. Husserl, fenomenolojiyi bilincin yönelimsel (intentional) yapısını çözümleyen bir yöntem olarak kurgularken, Heidegger, bu yöntemi varlığın açığa çıkış biçimlerini araştıran ontolojik bir sorgulama alanına dönüştürür. Böylece fenomenoloji hem yöntem hem de ontoloji olarak felsefi düşüncenin kökensel sorunlarına yönelir.
Turk Felsefe Dernegi
Title: Fenomenolojinin Ontolojik İddiası: Husserl'den Heidegger'e Bir Değerlendirme
Description:
Bu çalışma, fenomenolojinin epistemolojik bir yöntem mi yoksa ontolojik bir sorgulama biçimi mi olduğu sorusu etrafında şekillenmektedir.
Edmund Husserl, fenomenolojiyi başlangıçta bilincin yönelimsel (intentional) yapısını araştıran bir yöntem olarak kurmuştur.
Husserl, pozitivist bilim anlayışını ve psikolojizmi eleştirerek, bilinci dış dünyayı pasif biçimde yansıtan bir yapı olarak değil, anlamın oluştuğu yönelimsellik zemini olarak temellendirir.
Epokhé ve fenomenolojik indirgeme yöntemleriyle nesnel dünyaya dair varsayımlar askıya alınır ve bilincin deneyim yapıları sistematik olarak analiz edilir.
Bu bağlamda fenomenoloji, bilincin kurucu işlevini araştırarak, yalnızca bir yöntem değil, aynı zamanda bilincin gerçekliği nasıl yapılandırdığına dair bir ontolojik iddiayı da taşır.
Martin Heidegger ise fenomenolojiyi ontolojik bir projeye dönüştürerek, bilincin içeriğinden ziyade varlığın anlamı üzerine odaklanır.
Dasein kavramı aracılığıyla insan varoluşunu, dünyayla kurduğu bağlamsal ilişki içinde anlamlandırır.
Heidegger, ontolojik fark (Seinsdifferenz) kavramıyla, var olanlar ile Varlık arasındaki farkı açığa çıkarmayı amaçlar ve fenomenolojiyi, varlığın kendisinin açığa çıkma kiplerini soruşturan bir alan olarak konumlandırır.
Bu nedenle fenomenoloji, yalnızca görünümlerin düzenlenme biçimlerini değil, varlığın ifşa oluş tarzlarını araştıran bir düşünme biçimi haline gelir.
Dolayısıyla bu çalışma, fenomenolojinin Husserl ve Heidegger çizgisinde epistemolojik ve ontolojik boyutlarını tartışır.
Husserl, fenomenolojiyi bilincin yönelimsel (intentional) yapısını çözümleyen bir yöntem olarak kurgularken, Heidegger, bu yöntemi varlığın açığa çıkış biçimlerini araştıran ontolojik bir sorgulama alanına dönüştürür.
Böylece fenomenoloji hem yöntem hem de ontoloji olarak felsefi düşüncenin kökensel sorunlarına yönelir.

Related Results

A risky journey for Break-Induced Replication
A risky journey for Break-Induced Replication
Break Induced Replication (BIR) is one of the homologous recombination pathways to repair DNA double strand breaks. BIR plays important roles in main- taining genomic integrity. Fo...
Ayrılık da Sevdaya Dahil: Özgür Bırakın
Ayrılık da Sevdaya Dahil: Özgür Bırakın
Bu kitap, iki yazarın ortak belleğinden süzülen; edebiyat, psikoloji ve varoluş düşüncesinin kesişim noktasında duran editöryel bir yüzleşmedir. Biz bu kitabı yazarken bir “hikâye ...
Sağ Siyasetin Ontolojik Grameri
Sağ Siyasetin Ontolojik Grameri
Sağ siyasetin ontolojik gramerini anlamayı ve anlamlandırmayı amaçlayan bu makalede öncelikle ontolojik gramer kavramı üzerinde durulacaktır. Ontolojik gramer Martin Heidegger’in ...
Interaktion von Shiga Toxin mit primären humanen intestinalen und renalen Epithelzellen
Interaktion von Shiga Toxin mit primären humanen intestinalen und renalen Epithelzellen
ZusammenfassungInfektionen durch enterohämorrhagische Escherichia coli (EHEC)‐Bakterien können beim Menschen wässrige und blutige Durchfälle verursachen und im schlimmsten Fall das...
Dramatik Atasözü
Dramatik Atasözü
Göstergelerarası bir çözümleme yapabilmenin ön koşulu iki ayrı gösterge dizgesinin (örneğin bir metinle bir resmin) biçimsel olduğu kadar içeriksel bakımdan alışveriş içerisinde ol...
Mâtürîdîlerde İmanda Açıklık
Mâtürîdîlerde İmanda Açıklık
Bu araştırma Mâtürîdîlerin iman alanındaki temel görüş ve kabullerine dayanarak, bu anlayışın imanı örtülü, kapalı bir temelde ele almaya imkân verip vermediğini tartışmaktadır. İm...
Martin Heidegger: Later Works
Martin Heidegger: Later Works
Martin Heidegger (b. 1889–d. 1976) is a central figure in 20th century philosophy. Especially in his early works, most notably Being and Time (1927), Heidegger critically continues...
Nicholas of Cusa’da Tanrı Hakkında Konuşmanın İmkânı
Nicholas of Cusa’da Tanrı Hakkında Konuşmanın İmkânı
Bu çalışmanın amacı, 15. yy.’ın en önemli filozoflarından sayılan Nicholas of Cusa’nın din dili anlayışı ve özellikle Tanrı hakkında ne türden tanımlamaların yapılabileceği konusun...

Back to Top