Javascript must be enabled to continue!
Hayır Kurumlarının Gelirleri ve Bunların Sarf Yerleri
View through CrossRef
Herhangi bir maddi çıkar gütmeksizin topluma hizmet sunmayı amaçlayan ve gönüllülük esasına dayanan yapılar, hayır kurumları/müesseseleri olarak isimlendirilmiştir. Tarihi süreçte büyüyüp çeşitlenen toplumsal ve ailevi sorunlara karşı ferdi gayretler yetersiz kalmış, bunun sonucunda hayır müesseseleri kurulmuştur. Bu müesseseler büyük felaket ve musibetlere maruz kalan toplumların yaralarını sarmada önemli görevler icra ettiği gibi dayanışma ve yardımlaşma kültürünün gelişmesine ve yayılmasına da katkı sağlamıştır. Özellikle Kur’an’ın öğretileri, Hz. Peygamber ve sahabe uygulamaları hayır kurumlarının İslam beldelerinde hızla yayılmasına neden olmuştur.Zaman içerisinde kurumsallaşan hayır müesseseleri, kurdukları yapılarla İslâm şehirlerinin mimârî ve estetik görünümünden, bu günkü belediye hizmetlerine, eğitim ve öğretimin tüm kademelerinden, iktisadi, ticari, siyasi ve askeri hedefleri gerçekleştirmeye varıncaya kadar birçok alanda önemli görevler icra etmişlerdir. İslam ülkelerinin liderleri ve aileleri de hayır kurumlarının faaliyetlerine kendi şahsî varlıklarından hatırı sayılır oranlarda katkıda bulunmuş, onları desteklemiş ve bazı kanuni düzenlemeler yaparak kolaylık sağlamışlardır. Bilhassa Osmanlılar zamanında bu kurumlar, vakıflar aracılığıyla başta İstanbul olmak üzere Anadolu ve Balkanlar’da şehirlerinde eşsiz eserler ortaya koymuşlardır.Aktif ve dinamik olan hayır kurumlarının en büyük gelir kaynakları şüphesiz ki başta zekât olmak üzere sadaka, hibe ve teberru şeklinde yapılan aynî ve nakdî yardımlarla olmuştur. Hayır kurumlarının meşruiyeti ve devamlılığı zikredilen gelirlerin amacına uygun olarak kullanılmasına bağlıdır. Bu meyanda hayır kurumlarının gelirleri ve bu gelirlerin sarf alanı önem arz etmektedir. Özellikle sarf alanı doğrudan nasla belirlenen zekâtın hükmi kişiliğe sahip yapı ve kurumlara verilip verilmeyeceği önemsenmiş ve tartışılmıştır. Fukaha meseleyi daha çok zekât verilecek sekiz sınıftan biri olan “fîsebîlillâh” kapsamında ve “temlik şartı” bağlamında incelemiştir. Fâkihlerin çoğunluğu zekâtın doğrudan bu tür yapılara verilmesini mahzurlu görmüştür. Muasır âlimlerden bazıları zekâtın sarf alanını cihâdın kapsamıyla sınırlandırmış, bir kısmı da “Allah’a yakınlık” ve “maslahat” temelinde meseleye yaklaşmıştır. Bu son yaklaşımı benimseyenler, zekâtın sarf alanını iyice genişletmiş, hayır kurumlarının desteklenmesi için onlara zekât verilebileceğini ve bunun da ötesinde zekât gelirlerinden bir fon oluşturulup bu fon aracılığıyla işlerini genişletmek isteyen Müslümanlara karz-ı hasen şeklinde ve maslahat temelinde borç verilebileceğini ifade etmişlerdir. Belirtilen görüşlerin dayandığı deliller incelendiğinde son görüşün zayıf kaldığı müşahede edilmiştir. Ancak Hz. Peygamber ve sahabe uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda ve cihadın geniş manası düşünüldüğünde hayır kurumlarının belli şartlar muvacehesinde zekât gelirleriyle desteklenebileceği kanaatine varılmıştır. Zekâta nisbetle sarf alanı daha geniş olan sadaka, hibe ve teberru gibi gelirlerin sarf alanı konusunda ise “vekil” ve “müvekkil” çerçevesinde mesele tahlil edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla tasadduk, hibe ya da teberruda bulunanın irade ve beyanının belirleyici olduğu genel olarak kabul edilmiş, bununla beraber aynî ve nakdî yardımların arasındaki farklara da dikkat çekilmiştir. Teberruda bulanan kişinin iradesine muhalif hareket edebilmek için hayır kurumu yetkililerinin, ihtiyaç ve maslahatın hangi alanda yoğunlaştığını teberru sahibinden daha fazla bilmeleri şart koşulmuş, bu tasarruf değişikliği de yine teberru sahibinin bilgisine ve iznine tabi tutulmuştur.Çalışmamızın amacı İslam hukuku çerçevesinde bu yapıların gelirlerinden özellikle zekât ve sadakanın nerelere sarf edileceği, önceliğin kimlerde olduğu, aynî ve nakdî yardımların amacı dışında kullanılıp kullanılmayacağı, müessese yetkililerinin sorumluluk alanları, yapılan yardımların hangi akit çeşidine dâhil olduğu ve bu akitlerin bağlayıcılığı gibi mevzularda fukahânın görüşlerini ve bu görüşlerin dayandığı delilleri incelemek ve mevzu ile ilgili yapılan çalışmalara katkı sunmaktır.
Title: Hayır Kurumlarının Gelirleri ve Bunların Sarf Yerleri
Description:
Herhangi bir maddi çıkar gütmeksizin topluma hizmet sunmayı amaçlayan ve gönüllülük esasına dayanan yapılar, hayır kurumları/müesseseleri olarak isimlendirilmiştir.
Tarihi süreçte büyüyüp çeşitlenen toplumsal ve ailevi sorunlara karşı ferdi gayretler yetersiz kalmış, bunun sonucunda hayır müesseseleri kurulmuştur.
Bu müesseseler büyük felaket ve musibetlere maruz kalan toplumların yaralarını sarmada önemli görevler icra ettiği gibi dayanışma ve yardımlaşma kültürünün gelişmesine ve yayılmasına da katkı sağlamıştır.
Özellikle Kur’an’ın öğretileri, Hz.
Peygamber ve sahabe uygulamaları hayır kurumlarının İslam beldelerinde hızla yayılmasına neden olmuştur.
Zaman içerisinde kurumsallaşan hayır müesseseleri, kurdukları yapılarla İslâm şehirlerinin mimârî ve estetik görünümünden, bu günkü belediye hizmetlerine, eğitim ve öğretimin tüm kademelerinden, iktisadi, ticari, siyasi ve askeri hedefleri gerçekleştirmeye varıncaya kadar birçok alanda önemli görevler icra etmişlerdir.
İslam ülkelerinin liderleri ve aileleri de hayır kurumlarının faaliyetlerine kendi şahsî varlıklarından hatırı sayılır oranlarda katkıda bulunmuş, onları desteklemiş ve bazı kanuni düzenlemeler yaparak kolaylık sağlamışlardır.
Bilhassa Osmanlılar zamanında bu kurumlar, vakıflar aracılığıyla başta İstanbul olmak üzere Anadolu ve Balkanlar’da şehirlerinde eşsiz eserler ortaya koymuşlardır.
Aktif ve dinamik olan hayır kurumlarının en büyük gelir kaynakları şüphesiz ki başta zekât olmak üzere sadaka, hibe ve teberru şeklinde yapılan aynî ve nakdî yardımlarla olmuştur.
Hayır kurumlarının meşruiyeti ve devamlılığı zikredilen gelirlerin amacına uygun olarak kullanılmasına bağlıdır.
Bu meyanda hayır kurumlarının gelirleri ve bu gelirlerin sarf alanı önem arz etmektedir.
Özellikle sarf alanı doğrudan nasla belirlenen zekâtın hükmi kişiliğe sahip yapı ve kurumlara verilip verilmeyeceği önemsenmiş ve tartışılmıştır.
Fukaha meseleyi daha çok zekât verilecek sekiz sınıftan biri olan “fîsebîlillâh” kapsamında ve “temlik şartı” bağlamında incelemiştir.
Fâkihlerin çoğunluğu zekâtın doğrudan bu tür yapılara verilmesini mahzurlu görmüştür.
Muasır âlimlerden bazıları zekâtın sarf alanını cihâdın kapsamıyla sınırlandırmış, bir kısmı da “Allah’a yakınlık” ve “maslahat” temelinde meseleye yaklaşmıştır.
Bu son yaklaşımı benimseyenler, zekâtın sarf alanını iyice genişletmiş, hayır kurumlarının desteklenmesi için onlara zekât verilebileceğini ve bunun da ötesinde zekât gelirlerinden bir fon oluşturulup bu fon aracılığıyla işlerini genişletmek isteyen Müslümanlara karz-ı hasen şeklinde ve maslahat temelinde borç verilebileceğini ifade etmişlerdir.
Belirtilen görüşlerin dayandığı deliller incelendiğinde son görüşün zayıf kaldığı müşahede edilmiştir.
Ancak Hz.
Peygamber ve sahabe uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda ve cihadın geniş manası düşünüldüğünde hayır kurumlarının belli şartlar muvacehesinde zekât gelirleriyle desteklenebileceği kanaatine varılmıştır.
Zekâta nisbetle sarf alanı daha geniş olan sadaka, hibe ve teberru gibi gelirlerin sarf alanı konusunda ise “vekil” ve “müvekkil” çerçevesinde mesele tahlil edilmeye çalışılmıştır.
Dolayısıyla tasadduk, hibe ya da teberruda bulunanın irade ve beyanının belirleyici olduğu genel olarak kabul edilmiş, bununla beraber aynî ve nakdî yardımların arasındaki farklara da dikkat çekilmiştir.
Teberruda bulanan kişinin iradesine muhalif hareket edebilmek için hayır kurumu yetkililerinin, ihtiyaç ve maslahatın hangi alanda yoğunlaştığını teberru sahibinden daha fazla bilmeleri şart koşulmuş, bu tasarruf değişikliği de yine teberru sahibinin bilgisine ve iznine tabi tutulmuştur.
Çalışmamızın amacı İslam hukuku çerçevesinde bu yapıların gelirlerinden özellikle zekât ve sadakanın nerelere sarf edileceği, önceliğin kimlerde olduğu, aynî ve nakdî yardımların amacı dışında kullanılıp kullanılmayacağı, müessese yetkililerinin sorumluluk alanları, yapılan yardımların hangi akit çeşidine dâhil olduğu ve bu akitlerin bağlayıcılığı gibi mevzularda fukahânın görüşlerini ve bu görüşlerin dayandığı delilleri incelemek ve mevzu ile ilgili yapılan çalışmalara katkı sunmaktır.
Related Results
Rekonstruksi Pemahaman terhadap Konsep Riba pada Transaksi Perbankan Konvensional
Rekonstruksi Pemahaman terhadap Konsep Riba pada Transaksi Perbankan Konvensional
Abstract: Reinterpreting Ribā Concept in the Conventional Banking Transaction. The usury in conventional bank happened due to the violation of ṣarf system. The violation of ṣarf sy...
Muhammed Ziyâeddin Taşkesânî (Taşkesenli) ve Sarf Risâlesi
Muhammed Ziyâeddin Taşkesânî (Taşkesenli) ve Sarf Risâlesi
Arapça, kelime hazinesi ve gramer açısından geniş bir dildir. Cahiliye döneminde Arapların şehir hayatından ziyade göçebe/bedevi bir hayat yaşamalarının bir sonucu olarak yazı gele...
İslâm Hukuku ile Türk Pozitif Hukukunda Hekimin Gayret Sarf Etme Sorumluluğu
İslâm Hukuku ile Türk Pozitif Hukukunda Hekimin Gayret Sarf Etme Sorumluluğu
Bu çalışma, hekimin sorumluluğunu gayret sarf etme borcu özelinde hastaya karşı gerekli özeni gösterme açısından ele almayı amaçlamaktadır. Gayret sarf etme borcu kusurdan berî olm...
Sıfat-ı Müşebbehenin Amel Etmesi ve Anlam Özellikleri
Sıfat-ı Müşebbehenin Amel Etmesi ve Anlam Özellikleri
İslam tarihinde Câhiliyye Dönemi olarak kabul edilen zaman diliminde Arap dili, her kabilenin kendi aralarında konuştukları özel lehçelerini oluşturmalarıyla gelişmeye başlamış ve ...
18. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA ŞAM HAZİNESİ NİN BİR MASRAF KALEMİ OLAN CEVÂLÎ NİN MESELELER
18. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA ŞAM HAZİNESİ NİN BİR MASRAF KALEMİ OLAN CEVÂLÎ NİN MESELELER
Şam eyaletinde cizyenin küçük bir kısmı ve çeşitli mukataa gelirlerinin yıllık
vergilerinin belli payları cevâlî ismindeki mali bir dairede toplanmış ve burada toplanan
paralar “sa...
OSMANLI DEVLETİ’NDE TEMEL EĞİTİM KURUMLARININ YAYGINLAŞTIRILMASI: BURSA VALİ MUAVİNİ YUSUF BAHAEDDİN’İN LÂYİHASI VE TÂLİMATI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
OSMANLI DEVLETİ’NDE TEMEL EĞİTİM KURUMLARININ YAYGINLAŞTIRILMASI: BURSA VALİ MUAVİNİ YUSUF BAHAEDDİN’İN LÂYİHASI VE TÂLİMATI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
XIX. yüzyılın ikinci yarısı Osmanlı Devleti’nin siyasî, askerî, idarî, ekonomik ve sosyal alanda birçok sorunla karşı karşıya kaldığı dönem olmuştur. Bu dönemde mezkûr alanlardaki ...
Türkiye deki Faizsiz Finans Kurumlarının Denetim Süreçleri: AAOIFI ve KGK Standartlarının Uyumu ve Denetim Uygulamalarının İyileştirilmesi (Audit Processes of Interest-Free Financial Institutions in Turkey: Harmonization of AAOIFI and KGK Standards and Im
Türkiye deki Faizsiz Finans Kurumlarının Denetim Süreçleri: AAOIFI ve KGK Standartlarının Uyumu ve Denetim Uygulamalarının İyileştirilmesi (Audit Processes of Interest-Free Financial Institutions in Turkey: Harmonization of AAOIFI and KGK Standards and Im
Amaç –Bu çalışma, Türkiye'deki faizsiz finans kurumlarının denetim süreçlerini ve bu süreçlerin AAOIFI (Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions) ile...
BAĞIMSIZ DENETİM GÖZETİMİ: 2020-2022 YILLARI KGK VE ULUSLARARASI İNCELEME RAPORLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
BAĞIMSIZ DENETİM GÖZETİMİ: 2020-2022 YILLARI KGK VE ULUSLARARASI İNCELEME RAPORLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Kamu Gözetim Kurumlarının bağımsız denetim faaliyetlerini gözetme ihtiyacının temel amacı, yatırımcılara, kredi verenlere, düzenleyicilere, diğer paydaşlara ve kamuoyuna, denetçile...

