Search engine for discovering works of Art, research articles, and books related to Art and Culture
ShareThis
Javascript must be enabled to continue!

AKIL VE DUYGU İLİŞKİSİNDE BİR DENGE BULMA ÇABASI: EBÜ’L ALÂ EL-MAARRÎ’NİN AKIL TASAVVURU

View through CrossRef
Abbasiler döneminin önde gelen şairlerinden biri olan Ebu’l-Alâ el-Maarrî şiirleri aracılığıyla hayatı ve ölümü sorgulayarak anlam arayışında bulunmuş bir şair-filozoftur. Bu durum onu, bilgisinin genişliği ile felsefe ve inanç konularında söz söylemeye yöneltmiş, kimi zaman da bu iki konuda isyanını ortaya koymuştur. Birçok konuda rasyonel, kapsayıcı, tutarlı ve objektif bakış açısıyla öne çıkan Maarrî’nin akıl ve din ilişkisi problematiğinde görüşlerinin odak noktasında akla yaptığı vurgu ise dikkat çekicidir. İşte bu çalışmada, Maarrî’nin, taklitten ve taassuptan uzak, hoşgörülü ve uyumlu bir yaşamın inşasında aklın statüsünü açıklığa kavuşturmak ve akıl gücünün onun hayatında nasıl yer edindiğini sorgulamak hedeflenmektedir. Zira bir şair olarak onun akla verdiği rol ve aklın sınırlarını çizmesi araştırmaya değer bir konudur. Hiç kuşkusuz Maarrî, içinde yaşadığı çağda batıl inanç ve hurafelerden uzaklaşarak hakikate ulaştıracak yegâne vasıta olarak aklı görmüştür. Onun, aklı kullanmaya teşvik edişinin arkasındaki temel sebep ise ahlaki çöküş içerisinde gördüğü toplumun geldiği durumun akla yeterince önem verilmeyişinden kaynaklandığını düşünmesidir. Zira hemen her çağda görülebileceği üzere o çağda da insanlar aklın yönlendirmesine kapalı bir şekilde sadece dine uyarak yaşadığını söyleyerek yanlış fikir ve davranışlar sergilemektedirler. Hâlbuki ona göre akıl, iyi ile kötünün, yararlı ile zararlının, doğru ile yanlışın ayırt edilmesini sağlayan ve uyulması gereken bir cevherdir. Bu nedenle de Maarrî, aklı ilk bilgi kaynağı olarak benimsemiş, gerçeklere ulaşma ve sorunları çözme açısından ona olan inancını daima korumuştur. Maarrî, aklı sadece dünyevi işlerde değil, dinin anlaşılması ve yaşanması konusunda da önemli bir merci olarak görmüştür. Ona göre akıl, insanı taklitten kurtaracak ve doğru bir imana ulaşmasını sağlayacak en değerli araçtır. Maarrî, yaşadığı toplumun bilgisizliğinden ve insanların akla değer vermemesinden dolayı huzursuzdur. Ona göre insanların çoğu taklit yoluyla dinlerini yaşamaktadır ve bu durum dinin özünden uzaklaşmaya neden olmaktadır. Maarrî, bu duruma karşı çıkarak insanları düşünmeye, sorgulamaya ve akıllarını kullanmaya teşvik etmiştir. Maarrî’nin asıl başarısı ise akıl ve duygu gibi iki farklı sistemi dengeli bir şekilde birleştirmesidir. Akıl ile duyuların seçimleri arasında tercihte bulunmak çoğu zaman zor olabilir. Ancak duyular ve akıl arasında fark büyük olsa bile, aslında her biri diğerini tamamlar. Bu çalışmayı daha önceki çalışmalardan ayıran temel nokta da Maarrî’nin akıl anlayışını yalnızca teorik düzeyde değil, akıl ile duygu arasındaki dengeyi de kapsayacak biçimde, şair-filozof kimliğiyle kendine has bir şekilde ele almasında yatmaktadır. Maarrî, bir şair olarak olayları duyulara hitap eden akılcı bir tarzda ele almış, duygularını aklın denetimine açık tutmuş ve daima aklın verilerine güvenmiştir. Bu sebeple de görüşleri insancıl ve rasyoneldir. Hayatının çoğunda aklın verilerine dayanmış, hayal ve zandan uzak kalmış, akıldan başka bir şeye dayanmaması gerektiğini savunarak inzivaya çekilmiş bir halde kendisine bir dünya kurmuş ama ilim ve irfan peşinde koşan talebelerden ve âlimlerden asla uzak kalmamıştır. Bu anlamda onun inzivası daha ziyade entelektüel bir hedef taşımaktadır. Zira içinde yaşadığı dünyayı, akla karşı taklidin hâkim olduğu ve insan onuruna yaraşmayan davranışların çokça bulunduğu bir yer olarak görmektedir. Bu durumun düzeltilmesi için de insanları sert bir şekilde eleştirmek ve akla dönüşü yeniden sağlayarak entelektüel yaklaşımın hâkim olduğu bir dünyayı inşa etmek gerektiğine inanmaktadır. Bu sebeple insanların hoşuna gitmese de devamlı bir surette cesurca görüşlerini anlatmaya devam etmiş, dünyada olup bitenler karşısında her insanı harekete geçirecek eleştiriler yöneltmiştir. Maarrî’nin, akla değer vermesi toplum içerisindeki hayatın daha iyi yaşanabilir olması ve yanlış davranışlardan uzaklaştırması gibi etik bir değer de taşımaktadır. Çünkü Maarrî, şiirin sadece estetik bir araç değil, epistemolojik bilgi ve ahlak öğretimi için de bir araç olduğuna inanmış; özellikle de duygusal unsurları akılla bütünleştirmesi bakımından farklı ve daha bütüncül bir perspektif sunmuştur. Bu da Maarrî’nin şiirlerinin farklı yönünü ortaya çıkarmıştır. O, şairlerin akıl ve ilhamı kullanarak topluma rehberlik edeceğine inanmış bir şair olarak kendisini, toplum hayatını düzene koymak noktasında bir uyarıcı olarak görmüştür. Şu halde Maarrî'ye göre akıl, insanın doğru yolu bulması, ahlaki bir yaşam sürmesi ve dini doğru bir şekilde anlaması için vazgeçilmez bir araçtır. En öz ifadeyle, işlevselliği göz önüne alındığında ona göre akıl, bir rehber ve danışman ve hatta bir tür peygamberdir.
Title: AKIL VE DUYGU İLİŞKİSİNDE BİR DENGE BULMA ÇABASI: EBÜ’L ALÂ EL-MAARRÎ’NİN AKIL TASAVVURU
Description:
Abbasiler döneminin önde gelen şairlerinden biri olan Ebu’l-Alâ el-Maarrî şiirleri aracılığıyla hayatı ve ölümü sorgulayarak anlam arayışında bulunmuş bir şair-filozoftur.
Bu durum onu, bilgisinin genişliği ile felsefe ve inanç konularında söz söylemeye yöneltmiş, kimi zaman da bu iki konuda isyanını ortaya koymuştur.
Birçok konuda rasyonel, kapsayıcı, tutarlı ve objektif bakış açısıyla öne çıkan Maarrî’nin akıl ve din ilişkisi problematiğinde görüşlerinin odak noktasında akla yaptığı vurgu ise dikkat çekicidir.
İşte bu çalışmada, Maarrî’nin, taklitten ve taassuptan uzak, hoşgörülü ve uyumlu bir yaşamın inşasında aklın statüsünü açıklığa kavuşturmak ve akıl gücünün onun hayatında nasıl yer edindiğini sorgulamak hedeflenmektedir.
Zira bir şair olarak onun akla verdiği rol ve aklın sınırlarını çizmesi araştırmaya değer bir konudur.
Hiç kuşkusuz Maarrî, içinde yaşadığı çağda batıl inanç ve hurafelerden uzaklaşarak hakikate ulaştıracak yegâne vasıta olarak aklı görmüştür.
Onun, aklı kullanmaya teşvik edişinin arkasındaki temel sebep ise ahlaki çöküş içerisinde gördüğü toplumun geldiği durumun akla yeterince önem verilmeyişinden kaynaklandığını düşünmesidir.
Zira hemen her çağda görülebileceği üzere o çağda da insanlar aklın yönlendirmesine kapalı bir şekilde sadece dine uyarak yaşadığını söyleyerek yanlış fikir ve davranışlar sergilemektedirler.
Hâlbuki ona göre akıl, iyi ile kötünün, yararlı ile zararlının, doğru ile yanlışın ayırt edilmesini sağlayan ve uyulması gereken bir cevherdir.
Bu nedenle de Maarrî, aklı ilk bilgi kaynağı olarak benimsemiş, gerçeklere ulaşma ve sorunları çözme açısından ona olan inancını daima korumuştur.
Maarrî, aklı sadece dünyevi işlerde değil, dinin anlaşılması ve yaşanması konusunda da önemli bir merci olarak görmüştür.
Ona göre akıl, insanı taklitten kurtaracak ve doğru bir imana ulaşmasını sağlayacak en değerli araçtır.
Maarrî, yaşadığı toplumun bilgisizliğinden ve insanların akla değer vermemesinden dolayı huzursuzdur.
Ona göre insanların çoğu taklit yoluyla dinlerini yaşamaktadır ve bu durum dinin özünden uzaklaşmaya neden olmaktadır.
Maarrî, bu duruma karşı çıkarak insanları düşünmeye, sorgulamaya ve akıllarını kullanmaya teşvik etmiştir.
Maarrî’nin asıl başarısı ise akıl ve duygu gibi iki farklı sistemi dengeli bir şekilde birleştirmesidir.
Akıl ile duyuların seçimleri arasında tercihte bulunmak çoğu zaman zor olabilir.
Ancak duyular ve akıl arasında fark büyük olsa bile, aslında her biri diğerini tamamlar.
Bu çalışmayı daha önceki çalışmalardan ayıran temel nokta da Maarrî’nin akıl anlayışını yalnızca teorik düzeyde değil, akıl ile duygu arasındaki dengeyi de kapsayacak biçimde, şair-filozof kimliğiyle kendine has bir şekilde ele almasında yatmaktadır.
Maarrî, bir şair olarak olayları duyulara hitap eden akılcı bir tarzda ele almış, duygularını aklın denetimine açık tutmuş ve daima aklın verilerine güvenmiştir.
Bu sebeple de görüşleri insancıl ve rasyoneldir.
Hayatının çoğunda aklın verilerine dayanmış, hayal ve zandan uzak kalmış, akıldan başka bir şeye dayanmaması gerektiğini savunarak inzivaya çekilmiş bir halde kendisine bir dünya kurmuş ama ilim ve irfan peşinde koşan talebelerden ve âlimlerden asla uzak kalmamıştır.
Bu anlamda onun inzivası daha ziyade entelektüel bir hedef taşımaktadır.
Zira içinde yaşadığı dünyayı, akla karşı taklidin hâkim olduğu ve insan onuruna yaraşmayan davranışların çokça bulunduğu bir yer olarak görmektedir.
Bu durumun düzeltilmesi için de insanları sert bir şekilde eleştirmek ve akla dönüşü yeniden sağlayarak entelektüel yaklaşımın hâkim olduğu bir dünyayı inşa etmek gerektiğine inanmaktadır.
Bu sebeple insanların hoşuna gitmese de devamlı bir surette cesurca görüşlerini anlatmaya devam etmiş, dünyada olup bitenler karşısında her insanı harekete geçirecek eleştiriler yöneltmiştir.
Maarrî’nin, akla değer vermesi toplum içerisindeki hayatın daha iyi yaşanabilir olması ve yanlış davranışlardan uzaklaştırması gibi etik bir değer de taşımaktadır.
Çünkü Maarrî, şiirin sadece estetik bir araç değil, epistemolojik bilgi ve ahlak öğretimi için de bir araç olduğuna inanmış; özellikle de duygusal unsurları akılla bütünleştirmesi bakımından farklı ve daha bütüncül bir perspektif sunmuştur.
Bu da Maarrî’nin şiirlerinin farklı yönünü ortaya çıkarmıştır.
O, şairlerin akıl ve ilhamı kullanarak topluma rehberlik edeceğine inanmış bir şair olarak kendisini, toplum hayatını düzene koymak noktasında bir uyarıcı olarak görmüştür.
Şu halde Maarrî'ye göre akıl, insanın doğru yolu bulması, ahlaki bir yaşam sürmesi ve dini doğru bir şekilde anlaması için vazgeçilmez bir araçtır.
En öz ifadeyle, işlevselliği göz önüne alındığında ona göre akıl, bir rehber ve danışman ve hatta bir tür peygamberdir.

Related Results

Medih Temalı Arap Şiirinde Ebû Hanife
Medih Temalı Arap Şiirinde Ebû Hanife
Bu çalışma, Arap şiirinde medih temasının ilmi ve ahlâkî temsil üretme işlevini Ebû Hanîfe örneği üzerinden ele almaktadır. Medih, Arap şiirinin en köklü temalarından biridir. Cahi...
Ebû Hüreyre’nin Fakihliği Meselesi
Ebû Hüreyre’nin Fakihliği Meselesi
Ebû Hüreyre ismine İslâmî ilimlerin pek çok alanında rastlamak mümkündür. Hz. Peygamber’in (s.a.v) vefâtından yaklaşık üç yıl önce Medîne’ye gelmiş olmasına rağmen sahâbenin en faz...
A risky journey for Break-Induced Replication
A risky journey for Break-Induced Replication
Break Induced Replication (BIR) is one of the homologous recombination pathways to repair DNA double strand breaks. BIR plays important roles in main- taining genomic integrity. Fo...
Sahabe Şiirlerinde Medine’ye Hicret
Sahabe Şiirlerinde Medine’ye Hicret
Allah Resûlü (s.a.v.), haksızlıkların ve çarpık inanç biçimlerinin hüküm sürdüğü Mekke ortamında dünyaya gelir ve kırk yaşına bastığında Yüce Allah tarafından peygamberlikle görevl...
Sporda Denge ve Denge Testleri
Sporda Denge ve Denge Testleri
Spor, sadece fiziksel gücü değil aynı zamanda denge becerilerini de gerektiren bir etkinliktir. Denge, spor performansının temel bir unsuru olarak kabul edilir ve çeşitli spor dall...
Hanefî-Mâtürîdî Kelâm Okulunda Aklî Teklif
Hanefî-Mâtürîdî Kelâm Okulunda Aklî Teklif
İslam düşüncesinde teklif konusunun farklı mezhepler tarafından vahiy ve akıl ekseninde değerlendirilmesi, bağımsız insan varlığının ilahi sorumluluğunun kaynağıyla ilgili probleml...
Nicholas of Cusa’da Tanrı Hakkında Konuşmanın İmkânı
Nicholas of Cusa’da Tanrı Hakkında Konuşmanın İmkânı
Bu çalışmanın amacı, 15. yy.’ın en önemli filozoflarından sayılan Nicholas of Cusa’nın din dili anlayışı ve özellikle Tanrı hakkında ne türden tanımlamaların yapılabileceği konusun...
Mâtürîdîlerde İmanda Açıklık
Mâtürîdîlerde İmanda Açıklık
Bu araştırma Mâtürîdîlerin iman alanındaki temel görüş ve kabullerine dayanarak, bu anlayışın imanı örtülü, kapalı bir temelde ele almaya imkân verip vermediğini tartışmaktadır. İm...

Back to Top